30 Haziran 2009 Salı

RÖPORTAJ- "Kız arkadaşımı en yakın arkadaşımla birlikteyken yakaladım!"


"Serzeniş Meraklısı" adlı blogu ile onu tanıyoruz. Kendisi 1989 doğumlu. Filmlere konu olacak bir yaşamı var. 16 yaşındayken, kız arkadaşı tarafından aldatılmış, hayata küsmüş. Neredeyse aynı yaştayız ama yaşadıkları 20 yıla sığamayacak kadar büyük. Hele en son verem hastalığıyla mücadele ettiğini öğrenince yıkıldım. Yaklaşık 1 senedir blog yazıyor. Şu sıralar blogunda geçmişe ait anılarını bizlerle paylaşıyor. Kendisi röportaj teklifimi kırmadı ve hayata dair sorularımı yanıtladı.

Biraz kendinden bahseder misin? Öncelikle blog yazmaya nasıl başladın?

Ben, ilk okuldayken çirkin bir çocuktum. Şişman, tipsiz… Sonralar serpildim… O zamanlar; hoşlandığım kızlarla konuşamazdım utanırdım... Bu yüzden mektup yazardım.
Yazma merakım, işte o zamanlarda başladı, insanlarla iletişim kurmak için yazı yazardım.
Anneme babama bile bazen, söylemek isteyip söyleyemediğim şeyleri kağıda yazıp verirdim.
Konuşmayı unutacak gibi olduğumu hatırlarım.
Sonra; serpildim ergenlik çağında yakışıklılığıma kalıbımı bastım, onca yıl içimde yaşayıp, insanları yaşamak yerine sadece analiz ettiğim için insanları tanıma yetim gelişti.
Ajandalarım vardı benim… 3 ajanda. Yazılar yazdığım.
Sadece sevdiğim insanlara ama. Kadınlara, kızlara... Yaşadığım kötü bir ilişkiden sonra bir süre yazı yazma işine ara verdim. 1 buçuk yıl kendimi eve kapattım... Hiçbir insanı almadım hayatıma, yazı yazmadım, kitap okumadım... Sadece düşündüm.

Neler oldu? Biraz anlatır mısın?

Olay; 15 aya yakın süren bir ilişkimde, kız arkadaşımı en yakın arkadaşımla iş pişirirken görmem... Aynı yatakta, çırılçıplak ve mercimekle fırın buluşmuşken...

Neyse; o süreç bittiğinde, insanlardan kaçmama sözü verdim kendime...
Hımmm.. . Kanka derdim kendilerine. Pek dost edinememiş bi insana ağır geliyo tabii...
Bir de sevdiğin kız olunca.
İki taraf da acıtmıştı fazlasıyla…

Kankam dediğin arkadaşınla, o olay sonrası bir daha görüştün mü? Hayatından silmişsindir herhalde.

Tabii... Sildim... Silerken de, üçüncü kattan merdivenlere yuvarladığım için, hastanelik ettim...
6 ay hastanede yattı, onlarca kemiği falan kırıldı elemanın.
Artık geçti ya, o zaman önemsiz olduğunu bilmiyordum tabii...
Anahtarı, sevdiğim kızın üstüne attım da, çocuk için aynı şeyi yapamadım.
Bir buçuk yılı bitirdiğimde, insanlardan kaçmayacağım sözünü verdim kendime...
Gerekirse; korkulan bir tip olucaktım, insanlar benden kaçacaktı ama ben insanlardan kaçıp yalnızlaşmayacaktım.

İnsanların içine karışacaktım. Günde ikibuçuk üç saate yakın, ayna karşısında konuşma provası yaptığımı bilirim bir kaç yıl... Bazen arada şimdi de yapıyorum, alışkanlık olmuş. Konuşmayı unutmuş gibiydim, derdimi anlatamıyordum doğru düzgün, tonlama yapamıyordum v.s.
İşte o zamanlar 16 yaşındaydım.
O zamanlar benim kişisel gelişime duyduğum açlığı hissettiğim ve kendimi geliştirmem gerektiğini anladığım zamanlar...

Hayatında şu an için öncellikli hedeflerin neler?

Statü. Benim şuanda hedeflerimin en tepesinde oturan şey statü. Toplumda iyi bir yer edinmek… Hemen ardından kişisel gelişimin bokunu çıkaracak kadar iyi bir karaktere ulaşmak, kişiliğimi olgunlaştırmak.
Maneviyat açısından pek hedeflediğim bir şeyler yok açıkçası…
İnsan sarrafı olmak istiyorum. Bir çok insan tanıyıp, yeni insanların analizlerini kolaylaştırmayı düşünüyorum.
Askerliğimi aradan çıkarmak istiyorum. Hayatımdaki demirbaşları belirlemek adına.
Pek uzak hedefler belirlemekten kaçınıyorum kendime. Hayal kırıklıkları çok olmasın diyerekten. Bir de kısmet olursa, bir kitap yazmayı düşünüyorum.

Blog dünyası hakkında ne düşünüyor ve hangi blogları takip ediyorsun?

Blog dünyası. Klişe laflar etmek istemiyorum bu konuda. Blog dünyası çok renkli ve her telden insanı içinde barındıran eğlenceli bir alan. Kişisel gelişim adına bile kullanılabilir. O derece kaliteli insanlar mevcut, bu diyarda…
İsim vermek garip kaçabilir… Bir kalıp yok esasında, çok uç kişisel yazan insanları da, toplumsal konulara dokundurmayan edemeyenleri de, duygular üzerine yazanları da okuyorum.
Herkesin okuduğu bloglar işte… Bir de; kalemine çok inandığım, kuvvetli yazarları bayılarak okuyorum. Kendime bir şeyler kattığımı dahi iddia edebilirim, onları okurken.

“Serzeniş Meraklısı” blogunu ne zaman ve neden açtın?

Ben ilk önce Bitlilimon.com’da yazmaya başladım. Kadim bir dostumun başlattığı bu oluşuma, beni de katmak istemesiyle sanal ortamda karalamaya başladım. Yeteneğimi –böyle söylemek pek havalı ama-bilen biriydi ve yazmamı istedi.
Serzeniş meraklısı… Burası daha fazla kişiselleştirilebilecek, kuralları benim koyabileceğim bir alan gibi gözüktü gözüme, daha kişisel olabileceğim, yalnızca kendimden bahsedebileceğim bir yere ihtiyaç duydum ve bu blogu açtım.
Bir ara kapattım ve ‘mutluluk günceleri’ adında bir blog tuttum, kız arkadaşımla… 6 aya yakın da orada yazdım… İlişkim bittiğinde, o blogu da kapayıp, eski adresimi geri aldım ve hala burada yazıyorum. Bir terslik olmazsa yazacağım da.

Hayatta en nefret ettiğin 3 şey?
Kendini tanıyamamış insanlar, maddiyat sorunları yüzünden maneviyattaki değerlere ulaşamamak ve klişeleşmiş bir nefret olgusu olan 'yalan'

...Ve son olarak rahatyazar blogu hakkında ne düşünüyorsun?
Uzun süredir sessizce takip ediyorum kendilerini. Son zamanlarda yazarıyla da konuştuk, tanıştık ortak noktaları keşfettik. Sevdiği bir şeylerle uğraştığı her halinden belli olan ve güzel çalışmalara imza atan, nadide bir arkadaşımız, rahat yazar :)
Yazılarının devamlılığını korumasını istiyoruz, tabiî ki de…

Serzeniş meraklısı hayat için şöyle diyor:

Hayatın, acımasız tarafına yakalanmamak için, acımasız olunması gerektiği her alanda, acımasız olmak gerektiğine inanıyorum... Eğer hayatın bana şuana kadar öğrettiği birşeyler var ise, o da budur... Çiviyi çekiçle olduğu yere saplamaktansa, başka bir çiviyle sökmek, daha faydalı oluyor...


http://serzenismeraklisi.blogspot.com/ adresinden bu arkadaşımızın anılarını ve düşüncelerini okuyabilirsiniz. Tanıdığım kadarıyla fazlasıyla hassas olan bu arkadaş dilerim tüm hedeflerine birer birer ulaşır. Çünkü bunu hak ediyor. Hayattan aldığı dersler hepimize örnek olacak cinsten. Hayatta hiçbir şeyi kafaya takmamak gerek, ben bunu anladım.

27 Haziran 2009 Cumartesi

90'larda ben ve M.Jackson


Dün gece bu saatlerde nette gezinirken okuduğum haberin yalan-uydurma olduğunu düşünmüştüm. Meğerse doğruymuş. Michael Jackson'ı da kaybettik.

Yaşasaydı birçok yeni çalışma yapacaktı. Dünyanın unutulmazları arasında yerini aldı. Pop müziğin efsane ismiydi. Onunla özdeşleşen "moonwalk" çoğu genç tarafından taklit edildi. Kendine özgü dansı dikkat çekiyordu.

Yanılmıyorsam 1995 senesiydi. Kreşe gidiyordum. Her sene sonunda bir gösteri düzenlenirdi. İlk sene o yılların türk pop ikonu olan Hakan Peker'in taklidini yapmıştım. Elimde çiçeklerle bir kızın peşinde koşuyordum. Sonunda kızı yakalıyordum, dans ediyorduk ve final... O kadar ufakmışım ki yıllar sonra o fotoğraflara baktığımda dükkanlarımın açık unutulduğunu farkedip gülmüştüm. Bizi kuliste hocalar giydiriyordu ve kotumun fermuarı açık sahnede yer almışım. Ama neyse ki sadece fotoğraflarda anlaşılan bir kusurdu. O gün iyi ki kimse farketmemişti. Sahnede anlaşılsa gösteriyi bırakırdım herhalde.

Kreşte son senemdi. Annem işinde çalışsa da ben sıkıldığımı söyleyip yarı dönemde kreşten ayrılmaya karar vermiştim. O arada gösteri hazırlıkları sürüyordu. Michael Jackson'ı taklit edecek öğrenciler aranıyordu. Hocalar birkaç kişiyi izleyip bende karar kılmıştı. Taklit dediğim şapka, kıyafet gibi unsurlarla ona benzeyecek, şu üstte çalan şarkı ile dans edecektim. Yoksa onun gibi "moonwalk" yapmak ne haddime! Ben seçildiğimle kaldım. Kreşten ayrılınca gösteriye katılamadım. Benim yerime başkası Michael oldu doğal olarak. Bu üzücü haberi duyunca, kreş anılarım canlandı işte.

Teknolojinin yükseldiği, ülkemizde pop müziğin yayıldığı ve ülkemizin çok kanallı döneme geçtiği yıllar 90'lar... Tanınmış birçok isim o yıllarda çıktı. 3 ya da 4 yaşımdayken oturduğumuz sitedeki çocukların yaptığı bir gösteride Tarkan'ın "kıl oldum abi" şarkısını playback yapmıştım. O yaşta elimde mikrofonla sallanmıştım işte. Ondan sonra yeni popçular çıktı. Burak Kut da pop müzik için bir devrimdi. Albümü çok satmış, genç kız hayranları ona 'bebeto' gibi lakaplar takmıştı. O yıllarda ablam Burak Kut'u beğenenlerdendi. Adam halen piyasada:)



Popçular dışında atari denen bir olay herkesi esir almıştı. Bir gece babam işten TV'ye bağlanan o garip aygıtla eve döndüğünde çok sevinmiş, atariyi oynamak için sabahı zor etmiştim. Sabah heyecanla kalkıp 5000 oyunluk kaseti taktım. Sonradan anladım 5000 yazsa da en fazla 15 farklı oyun var. Diğerleri aynı oyunların farklı bölümleri falan... Tabancalı oyun en güzeliydi. Bir köpeğin koşturduğu kuşu silahla vurarak puan topluyorduk. Super Mario'yu bilmeyen yoktur. Herkesin çocukluğu, mario bölüm-1'deki prensesi kurtarmakla geçti biliyorum. O oyunu oynarken çok sinirlenirdim ve bazen özellikle kendimi kuyulara atar ya da sütunlardan çıkan böcekyiyen bitkilere yem olurdum.

Tutti frutti ve kırmızı noktalı kuşak vardı biliyorum. İzlemez ama varlığını bilirdim. Öncesinde starda parlament sinema klubünü izlerdim. Çoğu zaman filmin sonuna yetişemez uyuyakalırdım. Sonra o kuşağı bozdular, hep aynı klişe filmleri yayınladılar, ben de izlemeyi bıraktım. ( katil bebek chucky serisi, zehirli sarmaşık 1-2-3, leon vb. )

İşte böyleeee. 90'ları yaşamış olmaktan mutluyum. Siyah-beyaz dönemi de görmek isterdim, dünyaya geç gelmişim napıyım...

Efsaneler unutulmaz. M. Jackson ise her dönemde var olacak kesin...

22 Haziran 2009 Pazartesi

tatil köyü manyakları




Daha kışın ortasında yaz tatilinin hayalini kuranlar vardır. Maddi durumu yeterli olanlar, tüm imkanlardan faydalanmak için haftalar öncesinden tur programlarını takibe alır. Herşey dahil tatil köyüne gitmek ister.

Bu insanlarda zihniyet; "O kadar para verdim, her türlü aktiviteye gireceğim ne var ne yok deneyeceğim." tarzındadır.

Tatil köyünde sabah kahvaltısı edilir. Ardından havuz kenarı animasyonları başlar. Ortama yeni giren kişi başta çekingen davranır, ta ki çılgın bir animatör bu kişiyi yoldan çıkarana kadar... Yoldan çıkan kişi, tüm gün etkinlikler içinde kaybolur. Sabah havuz kenarı aktiviteleri, öğlen ok atma, tavla oynama gibi aktiviteler düzenlenir.

Aktivite içinde kaybolan kişi, akşam yemeğine coşkuyla hazırlanır. Şık giyimli bayanlar, dünya mutfağından seçkin yiyecekler onu beklemektedir. Nasıl olsa 'herşey dahil' diyerek tabağına ne bulduysa doldurur. Tabağın her köşesinde farklı bir yiyecek vardır. Adını bile bilmediği türlü mezeler ayrı bir tabağa konur. Karnı doyduğunda ne yediğini bile hatırlamaz. Zaten tabağındaki her yemekten birkaç kaşık almış, yemeklerin çoğunu ziyan etmiştir. Arsızlıktan başka birşey değil.

Tatil köylerinde "kulüp dansı" denilen bir olay var. Bu dans; havuz oyunlarından önce ve sonra, gece animasyonundan önce ve sonra hatta herşeyden önce ve sonra (biraz abarttım), zibidi animatörlerin bütün sevgili "misafir"lerini davet etmesi neticesinde yapılan maymun dansıdır. Herkes pek bir eğlenir böyle dansederken nedense. Tatil köyüne yeni gelmiş olanlar ahihihi şeklindeki kahkahaları eşliğinde "ay ben yapamıyorum" diyerek bi yandan da yanındakini taklit etmeye çalışırlar. Dansı ezberlemiş olan eski "misafirler" de yüzlerinde ben çoktan öğrendim bunu der gibi bir sırıtmayla zıplar dururlar.

Tatil köyleri insanların sürüler halinde oradan oraya koşuşturduğu kapalı alanlardır. Bağırarak devasa biralar içen almanlara, özellikle antalya tarafında da bolca rus güzele rastlayabilirsiniz.

Doğal güzelliklerin bol olduğu ülkemizde, özelikle güneyde beton yığını süper lüx oteller de sayıca bol...

20 Haziran 2009 Cumartesi

yolculuklardaki insan tipleri


Otobüs, vapur, tren... yolculuk etmek zorunda olduğumuz yerler... Yol boyunca can sıkıntısından ya birşeyler yeriz ya da yanımızda biri varsa onunla konuşuruz. Bazen cep telefonumuzla oynarız. Tek çıkılan yolculuklarda vakit geçirmenin kolay bir yolu da insanları incelemektir. Bunu belli etmeden yapmak lazım. Bakışları ile insanları rahatsız eden tiplerden olmayalım.

Bir kızla kesişmek isteyen erkek, arabalı vapurda zorunlu olarak karşılıklı gelen dörtlü koltuklara bilet almışsa kesişme eylemi kaçınılmaz olur. Tanımadığımız tiplerle yan yana oturmak zorunda kalınca yolculuk esnasında kesin konuşma başlar. Kimisi soğuktur. Yol boyunca elindeki gazete ya da dergi-kitap neyse ona takılır, etrafa bakmaz. Çoğunda kulaklık vardır. Etrafı duymazlar. Bu kişilerle tanışmak zordur. Kestiğinizle kalırsınız.

Kimisi çok sıcaktır. Bir bahane bulur, size laf atar ve yolun sonuna geldiğinizde adamın hayat öyküsü kafanıza kazınmıştır. Yol boyunca neyi var, neyi yok saymıştır ve yolculuk bu kişi sayesinde beklenenden kısa sürmüştür.

Yolculuk esnasında muhakkak zırlayan miniklere rastlarsınız. Bir türlü susturulamayan çocuklar herkesin yol boyunca beynini deşmiştir. "Şu ailenin yerinde olsam çocuğun ağzına bir patlatırdım, bak o zaman ağlıyor mu?" derim hep. Ben demesem de babam der. Şiddete karşıyız. Bu cümleyi uygulayın demiyoruz ama vik vik sessizce çocuğu uyaran ailelerdedir asıl kabahat. Kimisi 1 değil 5 çocukla, 3 koltuğa kucak kucağa sığmaya kalkar. Yol boyunca rahat oturamayan çocuklar da ayak altında koşmaya başlar. Özellikle arabalı vapurlarda "Üzerinde kırmızı tişört olan, 2-3 yaşlarında bir kız çocuğu bulunmuştur..." gibisinden anonslar duyulabiliyor. Hepsi sorumsuz ve dikkatsiz aileler yüzünden...

Dediğim gibi göz çapkınları için toplu taşıma araçları büyük nimet. Bazısı yolculuklarda uyumayı tercih eder. Uyuyan güzelleri tespit edenlere rastlamıştım:) Bunun dışında horultulu uyuyanlar da ayrı gürültü kaynağı.

Haşur huşur torbalar çıkarıp, ekmek araları ile piknik tipi yolculuk yapanları da sevmem. Hele yanda bir yabancı varsa, yolculuk esnasında haldur huldur tıkınan tipleri seyretmek o yabancı için de pek hoş olmasa gerek.

Türlü türlü insan tipleri... İncelemeye devam edeceğim;)

devamı gelebilir...

17 Haziran 2009 Çarşamba

efendi imajı


Erkeğin efendi duruşu olması sanıldığı kadar iyi bir özellik değil.

Ben ilkokul zamanımda efendi görüntüm sayesinde tüm hocalarım tarafından sevilirdim. Lisede de aynı şey geçerliydi. Beni sinirlendiren bir arkadaşın kafasına hocanın önünde vurunca bu imajım silindi. Öğrenci kurulu 'örnek öğrenci' seçimi yapacak ve bir öğrenci davranışları açısından ödüllendirilecekti. Nedense bu ödüllendirme programı aniden iptal oldu. Benim arkadaşla olan kavgam da bu döneme denk geliyordu. Aynı zamanda okul başkanıydım. Yaptığım kavga sonrası anladım ki hocalar bana ödül vermekten vazgeçmişti.

Okul hayatında efendi olmak makbul ama sosyal hayatta hiçbir kız, efendi duruşu olan bir erkekten hoşlanmaz. Çapkın, fırlama ve serseri imajı yapsam tüm kızları hasta ederdim. İstesem de olamam ama. Hatırlıyorum da okulun ilk günü abaza muhabbetler yapan tüm arkadaşlar sene ortasında birini ayarlamıştı. Sonradan hepsi sakinleşti. Herkes büyüdü. Abaza muhabbetler, her gelen geçeni kesmeler azalmıştı. Azalmıştı diyorum; çünkü sona ermesi mümkün değil. Yanında kız olan bile dikkat çeken bir hatun gördü mü değil kesmek yanındakini bile dürtüyor artık:)

Bu imajı yok etmek için ne yapabilirim? Tanıdığım kızları tüm arkadaşlara anlatmalı mıyım? Bazısı tanıdığını değil yattığını anlatmayı tercih eder. Bir erkeğin kızla kaç kere, nasıl, nerede, aksiyon gerçekleştirdiğini sürekli anlatması bence hiç hoş değil. Anlatmayan da bu konularda başarısız damgası yiyor. "Haa rahatyazar, tatilde seni birgün ruslara götüreceğiz. Muhahahaa!" diyen arkadaşlar olmuştu. Bunu diyenler de sanki her allahın günü şey yapıyor:))

Efendi imajımın faydaları da yok değil. Bu maskeyle takıldım mı sonradan en ufak hareketimin şok etmesi eğlenceli oluyor. Gizli olmak en güzeli. "Kapalı kimlikle yazsam ne güzel olurdu." diyorum şu an. Başka blog adresi açmaya da üşeniyorum:)

Görünen imajım bu kadar. Vitrin budur!

16 Haziran 2009 Salı

ders çalışma potansiyelin yok!


Bugün vapurla karşıya geçerken, iki kızın konuşmasına kulak misafiri oldum. Biri diğerine:

- Bu sene de kazanamadım. O kadar da ders aldırdılar. Pek söyleyemiyorlar ama sonuçlar geldi mi çok kötü olacak.

Anladım ki arkadaş öss mağduru. Özel ders ve dersaneden yararlanmış. Ailesi onunla çok uğraşmış. İlk senesi değilmiş. Bu denemesinde de kazanamaması onun için büyük hayal kırıklığı. Tüm umutlar ve beklentiler onun üzerine olunca, şimdi ailesine karşı duyacağı utancı düşünüyor. Onları hayal kırıklığına uğrattığı için çok pişman. Yine de "Hele bir sonuçlar gelsin bakalım..." diyen umudu taze annesinin daha fazla moralini bozmamak için soruların cevaplarını kontrol etmesine rağmen gerçeği annesinden gizliyor. Sabah gazeteyi gizlice odasına alıp, tüm soruları kontrol etmiş. Barajı geçemediğini söylerse annesinin kalpten gidebileceğini gülerek anlatıyordu.

Kızları dikkatli inceleyince ailelelerine acıdım. Çünkü ne kadar uğraşırlarsa uğraşsın ders çalışma potansiyelini yakalayamayacak kızlarını yeterince tanıyamamışlar. Kızın elinden telefon düşmüyordu. Kulağında kulaklık. Bir de yeni moda, artık millet bluetooth kulaklıklarıyla telefonu eline almadan konuşuyor. Sokakta 'kendi kendine konuşuyor' görüntüsü veren insanlarla bu ara sık karşılaşıyorum.

Vapur yanaşırken diğer kız söze girdi. O şu an özel üniversitedeymiş. Hazırlık aşamasında çoğu kez dersaneden firar ettiğini, özel ders aldığı hocayı sırf aşık oldu diye bırakamadığını anlatıyordu. Tabi muhabbetin bu kadar değişmesi benim ilgimi çekti. Dinlemeye doyamazken vapur kıyıya yanaştı ve kızlar kalabalığın içine karıştı...

14 Haziran 2009 Pazar

RÖPORTAJ- "Yıldız ASYALI"


Yıldız ASYALI, 5 yaşında piyano çalmaya başladı. Aynı sene İstanbul Devlet Opera Ve Balesi Çocuk Korosunda solist olarak görev almaya başladı. Çeşitli opera ve müzikallerde sahne aldı.

Bir çok dizide oyuncu kimliği ile yer aldı. "Çocuk Kulübü", "Eyvah Babam", "Eyvah Kızım Büyüdü", "Yasak Elma","El Gibi" ,"Limon Ağacı" isimli dizilerin, jenerik müziğini bestelemiş ve yorumlamıştır. 2008 yılında Seda Telciler ve Burcu Canbas ile birlikte "Grup mp3" adı altında bir müzik grubu kurdu. Grubun Sevmek Zamanı haricinde albümdeki bütün şarkılarının söz ve müzikleri kendisine aitti. Bu grup çok geçmeden dağıldı. Asyalı'nın gruptan atıldığı söyleniyordu. Grup şu an başka bir isimle yoluna devam etse de Asyalı yaşadığı bu süreçten ötürü pişmanlık duymadığını söyledi.

Gazeversite.com için yaptığım röportajın bir bölümünü bu blogda paylaşmak istiyorum.
Genç oyuncu ve müzisyen Yıldız ASYALI röportaj teklifimi kırmadı ve tüm sorularımı içtenlikle yanıtladı.


Merhaba öncelikle bu röportajı blogumda yayınlamama izin verdiğin için teşekkürler.

-Sizi, 1998’de yayınlanan “Eyvah Babam” adlı dizi ile tanıdık. Genç yaşta Haluk Bilginer’le başrol oynamak nasıl bir duygu?
-Bundan daha iyi bir tecrübe ve eğitim olamazdı diye düşünüyorum…

-Şarkıcı kimliğiniz mi yoksa oyuncu kimliğiniz mi ağır basıyor?
-Her ikisi de vazgeçilmez ama bir oyuncu şarkı da söyleyebilmeli.
Ben iyi keman çalan, iyi dans eden, iyi şarkı söyleyen bir oyuncuyum…




-2008 yılında Seda Telciler ve Burcu Canbaş ile birlikte “grup MP3” adı altında bir müzik grubu kurdunuz ve daha sonra bu grup dağıldı. Hatta gruptan atıldığınıza dair haberler çıktı. Başlarken eminim olayların bu noktaya geleceğini düşünmemiştiniz. Neler oldu kısaca anlatır mısınız?
- Evet düşünmemiştim, anlaşamadık ve ben gruptan ayrıldım…

-Eurovision teklifi gelse ne düşünürdün? Sen de güzel keman çalıyorsun. Alexander Rybak gibi birincilik istemez miydin?
-Evet, ama önce istediğim noktaya gelmem lazım. Daha solo albümüm çıkacak. İleride katılmayı elbette isterim.

-Jazz müzik de söyleyebiliyorsun. Jazz Bar’da sahne aldın. Başka hangi tür müzikler ilgini çekiyor?

-R&b, funk, müzikaller, klasik müzik, türk sanat müziği ve rock…

-Günümüz sanat dünyasında idol olarak gördüğün isimler var mı? Çalışmalarını beğendiğin yerli ve yabancı isimleri öğrenmek isteriz.
-Tori Amos, Amy Winehouse, Whitney Houston, Michael Jackson, Sarah Brihtman, Sertap Erener, Işın Karaca, Şebnem Ferah, Tarkan, Kenan Doğulu, Fatih Erkoç, Ajda Pekkan, Yaşar….

-İlerleyen zamanlarda seni yeni projelerde görecek miyiz? Uzun ve kısa vadeli hedeflerin neler?
-Türk Max kanalında ‘Altıoklar’ projesinde yer alacağım. Bir sinema filmi ve trt için bir yarışma programı olacak. Bu program işi henüz netleşmedi, vakit kalırsa düşünüyorum. Çünkü öncelikle dizi ve film var. Bunun dışında orkestra grubumla konserlerim…

Yıldız ASYALI; Fatih Erkoç, Ajda, Yaşar Günaçgün, Nükhet Duru gibi isimlere vokal yapıp keman çalmış. Birçok dizinin jeneriklerini söz ve müziklerini hazırlamış. Işın Karaca’nın ‘Uyanış’ adlı parçasına keman aranjesi ve Özcan Deniz’in ‘hediye’ adlı albümü ve son albümünün kayıtlarında vokal yapmış. Genç yaşında medya dizi-film dünyasının içine girmiş, aynı zamanda eğitimli başarılı bir müzisyen. Tekrar teşekkür ederek, kendisine başarılarının devamını diliyorum.

Röportaj öncesi friendfeed'te bir anket yaptım. Blogger arkadaşlardan çeşitli yorum ve eleştriler geldi.

İşte Yıldız Asyalı'nın bu sert yorumlara karşı verdiği yanıtlar:

cesetizleri: -MP3'e inanarak mı baş koydu.? Yoksa kafası mı güzeldi o an cidden. Pişman mı bundan?
-Kesinlikle pişman değilim.

Ali Kaya: Keman konusunda biraz daha kassa türk vanessa mae'i olabilecekken neden popülist yaklaşımları tercih edip, mp3 grup klibi ile çıtır imajı yaptı?
-Canım öyle istedi.

-Adsız: Hiç ilk görüşte aşık oldu mu?
-Evet
NOT: Röportajın tamamını http://www.gazeversite.com/index.php?c=konuk&wid=192 adresinden okuyabilirsiniz.

13 Haziran 2009 Cumartesi

gittiğim partide neler oldu?


Geçtiğimiz çarşamba gecesi bir arkadaşın doğum günü partisindeydim.

Partiye davet edilen bazı arkadaşlar gelememişti. Halbuki gelemeyen kişiler için doğum günü olan arkadaş, birçok arkadaşı partiye çağırmamıştı. O onla küs, bu bunla küs derken tahmini kişi sayısından daha az kişinin geldiği bir parti oldu.

Benim de küs olduğum bir kız vardı. Daha giderken aynı arabada olduğumuzdan kızla mecburi konuşmak zorunda kaldım. Dans pistinde beraber dans etmemiz ve fotoğrafların facebooka konması gelemeyen arkadaşların pişmanlıklarını açığa çıkardı. Sürekli taglenen ve yorumlanan fotoğraflarla cümlealeme nispet yapar gibi bir durumumuz oluştu. Küskünlüklerin sona ermesi gecenin öne çıkan gelişmesiydi.

Sevgilisi olmasına rağmen, sevgilisinden gizli 'bıçak sırtı' durumda partiye katılan ve aynı zamanda hayatı boyunca alkol almamış arkadaşımız bile o gün alkolsüz haliyle çok eğlendi. Sarhoşları izlerken o da sarhoş gibi oldu:) Kızlar şarap içti. Kırmızı şarap bile kızlar da kafa yapıyor. Arada WC'ye gidip, kusanlar olduğundan şiddetli sarhoşluk durumu pek oluşmadı.

Sevgilisi yüzünden gelemeyenler hakkında yorum yapılmadı. Bazıları hesap yapıyor. Para dayandıramayanlar, finallerin bitmesi ile apar topar memleketine gittiğini iddia ederek partiye katılmadı.

Aklı kalanlar gecenin bir yarısı beni aradı. Ben de "Şu an çok eğleniyoruz, kapamak zorundayım." tarzında konuştum. Karşıdan gelen cevap da:

"Ayy çok sarhoşsun sen!" oldu. Başta vişne vodka, sonra bira, arada bir kokteyl, en son gene vodka ile 4 içki hakkımı kullanarak geceyi noktaladım.


Geceden geriye çoğumuzun gözünün, ağzının kaydığı ya da vücudunun dansla sallandığı ekzantrik fotoğraflar ve finallerin sona ermesiyle 3. sınıfa geçen rahatlamış bünyeler kaldı.



08 Haziran 2009 Pazartesi

kızların ilişki dönemindeki yorumları


Kızları anlamak zor ya da onların çoğunu kandırmak çok kolay.

Geçtiğimiz hafta, okuldan iki kız arkadaşım, birer erkek arkadaş edindiler. Artık onların da birer sevgilileri vardı. El ele tutuşup yürüyecekleri, fırsat buldukça yiyişcekleri-hepsi için demiyorum tabi-kısacası herkese anlatacakları bir konuları olmuştu.

Bir tanesi diğer arkadaşlarına mutlulukla şöyle diyordu:

"Yaa arabası var, fabrikaları var... Ama çok çapkın çocuk!"

Hatta MSNde, arabesk sözler bu kızın yeni nicki olmuştu:

"Aşkımız bir günlük değil, bir ömürlük olsun..."

Kızlardan diğeri maço seviyor. Mafya görünüşlü bir tip bulmuş.

"Yaa var ya adam gibi adam derler ya öle yani. Bu seferki çok farklı."

Bahsettiğim ilk kız insan kullanmayı seviyor. Zaten en başta çocuğun mal varlığına tav olmuş. Hayatının aşkını bulduğunu sanarak çok hava yapmıştı. Çocuk dayanamamış kızı bırakmış. Şu sıralar etrafındakilere "Lütfen bana o kızdan bahsetmeyin." diyormuş. Kız da zaten ilk günden okul kapısı önünde çocukla el ele tutuşarak "İşte ben şu sıralar bir ilişkiye başladım. Boşta değilim. Cümle alem görsün de çatlasın!" triplerindeydi. İlişkiden bir hafta sonra, gene aramıza girdi. Baktık bu sefer el kol boşta. Şimdi herkes onun nasıl terkedildiğini konuşuyor. Çok yazık...

Diğer maço seven arkadaşımızın durumu daha vahim. Vadiden çıkmış kurt misali gezen, ağır başlı sözde 'adam gibi adam' bizim kıza yamuk yapmış. Kız şu an "Hiç kimseye değerinden fazla değer vermeyeceksin." diyor. Biten ilişkisi ardından da konuşmuyor. Harbi 'adam' dediği kişiye şu an 'madam' diyecek halde.

Bir hafta boyunca bu iki kızdan, beraber oldukları kişilere övgüler yağdı. Şimdi (bir hafta sonra) yergiler, sitemler ve öfke dolu sözler yağıyor. 'Bir ömür' derken bir haftaya zor geldiler. Adam dediler darbe yediler.

Etrafta kız dolu. Bu doluluğun yarısından fazlası şu iki örnek kızı kapsıyor. Diğer dörtte birlik azınlığı ben istiyorum. O azınlıklar da genelde çoktan kapılmış oluyor ya nese :(

06 Haziran 2009 Cumartesi

küfür kullanım klavuzu


Neden küfredilir? Küfretmenin ayarı, yeri ve zamanı iyi ayarlanırsa güzel sonuçlarla karşılaşılabileceğini iddia edenler, hatta küfretmenin bir tür antidepresan etkisi yaptığını düşünenler var.


Hiçbir küfür, içeriğinde güzel anlam barındırmaz. Bazı arkadaşlarım güzel söz yerine küfür kullanmayı tercih ediyor. Sürekli küfür sözcükleri kullananlarla takılırsanız, duyduğunuz en ağır laf bile size komik gelebilir. Çünkü artık bu tarz sözcüklere kulağınız alışmıştır...

Öyle ki, bizim milletimiz takdir ederken bile küfür kullanabiliyor. Bunların dışında hakaret etme, geyik yapma, alay etme gibi amaçları var. Önemli olan geyik-eğlence amacı ile edilen küfürle, hakaret amacı ile söylenenleri ayırmaktır.

Küfür, zor durumda kaldığımızda, silahımızda kalan son kurşun gibidir. Söyleyecek söz bulamadığımız ve sinir katsayımızın tavan yaptığı anda haykırarak küfredebiliriz. Küfretmeyi hayat kurtarıcı gibi görenler, bazı insanların en ufak küfre tahammül edemeyip cana kıyma noktasına gelebileceğini unutmamalılar. Küfürlerin anamıza kadar ulaşanlarını hiç tasvip etmiyorum.

Bazıları küfürle saldırır. Bu saldıraya karşı benim savunma yöntemim gülüp geçmek olacaktır. Ben de küfretsem karşılıklı çatışma daha da alevlenir. Lügatımdaki tüm küfürlerden zincirleme tamlamalar yapabilirim. Bana ne yararı olacak? Yararı olduğunu düşünenler, kendilerine başka öfke dışa vurum yöntemi bulmalı. Hatta mümkünse öfkeyi içe atmalı. Zamanı gelince patlamalı! ( Bu benim tarzım. )

İsteyen istediğini konuşuyor. Dilimizdekileri tüketenler ingilizce küfretmeye başlıyor:

FUCK OFF!

NOT: Blogumun yenilenen teması ile ilgili görüşlerinizi de almak isterim. Kötü ise bildiğiniz küfürlerden örnek verin:)

04 Haziran 2009 Perşembe

arkadaşlık, dövme yaptırmak gibi...


Başlık çok saçma değil mi?

Bazı arkadaşlıklar kalıcıdır. Ömür boyu ayrılamayacağımızı düşündüğümüz kişiler gönlümüze kazınmıştır. Silemeyiz. Silmeye çalıştığımızda acı verirler. Silme işlemi sonrası çoğu iz bırakır. Aynı, gerçek dövme yaptırmak gibi...

Bazı arkadaşlıklar geçicidir. Başlangıçta herşey güzel gelir. Zamanla o güzellikler kaybolmaya başlar. Gittikçe silikleşir. Bir bakmışız yok olup gitmişler. Nasıl olsa aynı tarz kişiyi gene bulurum deriz. Çaresi vardır. Benzersiz değildirler. Onlarla, eski fotoğraf karelerinde buluşuruz. Yan yana gelmemiz bile imkansızdır. Yeni bir fotoğraf asla olmayacaktır.

Yüzüne bile bakmadığım bir arkadaş var. Zamanında çok samimiydik. İnadıma fotoğrafları facebooktan silmiyorum. Benim için güzel fotoğraflar. Ben o karede güzel çıkmışım; niye siliyim? Sırf sanal ortamda değil; mesela yaşlı bir akrabamız var. Evindeki albümlere baktım. Çoğu fotoğrafta kendini kesmiş. Sırf kendi kafası var. Diğer kişiler fotoğraftan itina ile çıkarılmış. Sonradan anladım ki o fotoğraflarda ayrıldığı sevgilileri varmış. Kendisi şu an evli. Bence kesik fotoğrafları tutacağına hepsini yaksaymış daha iyi. Puzzle gibi. Albümü alıp parçaları birleştirmeye çalışıyor insan:)

..Bir plaj fotoğrafı. Köşedeki bikinili bayan yok. Vücuda bakıp suratı tahmin etmeye çalışıyorum.

Bu tarz şeyleri yapanlar demekki yaşanmışlıklardan ötürü pişmanlık duyuyor. Pişman da olsam, sonuçta ben yaşadım. Fotoğrafları silebiliriz. Ya anıları, bize o anları tekrar yaşatan insanları?

Hayat bir fotoğraf karesi olsa güzel olurdu. Kes, yapıştır yapardık sürekli...

02 Haziran 2009 Salı

bana kardeşini ayarla, peşimize casus takma!


Herkes kendine birini ayarlatınca, benim gibi ıssızlar arada casus damgası yermiş bunu anladım.

Kartal adlı arkadaşım, sınıfımızdaki bir kızın kardeşi ile çıkmaya başladı. Bu çıkma olayının temelini bizim meşhur yeniyıl-sarhoşlar gecesinde atmıştı. Aylarca boşta bekledi. Ta ki sınıfımızdaki kızdan onay çıkıncaya kadar. Abladan onayı alan arkadaşımız ilişkisine başladı. Gerisi bizi ilgilendirmez. ..Dicem ama diyemiyorum. Kartal, facebooka eklediği "tatildeyiz..." başlıklı albümlerle bizi zorla bu konu ile ilgili yapmaya çalışıyordu.

Bir gün, Kartal'ın çıktığı kızın ablası bana şöyle dedi:

- Bak bizimkilere facebooku kapattırdım biliyor musun? Kartal'a söyledim anında çıkmışlar facebooktan...

Bunu diyen abla da facebookta yok bu dönem. Milletin dedikleriyle hareket ediyor.

Ben de dedim: "Yoo tatil fotoğraflarını görüyorum, her gün bir tane ekliyor."

Bu lafım Kartal'a doğrudan gitmemiş ama onlar tekrar uyarı alınca söyleyen kişinin ben olduğu anlaşıldı.

Madem kızın ablasından çekiniyorsun gizli yaşa ne yaşıyorsan. Ortada da bişi yok. Sanki yatak fotoğrafını ele geçirdim de blogumda yayınladım(!). Adım casusa çıktı. Bugün bana "Hey sen, casusluk yapıyormuşsun?" demesiyle noktayı koydum. Eve döner dönmez Kartal'ı facebooktan sildim, rahatladım. Bari gördüklerimden sorumlu tutulmam. Ablaya da dedim. "İsterse kardeşinle "nü" fotoğraf çalışmaları yapsın, beni ilgilendirmiyor."

Bu olay buraya konu edilemeyecek kadar basitti ama o sırada Kartal'ın bana sinirlenip başka bir arkadaşa, "Yaa Ahmet aslında X kıza teklif etti ama reddedildi..." tarzında şeyler söylemesi durduk yere sinirlenmeme neden oldu. Neyse ki, ben birine açıkça teklif etmediğim halde reddedilmiş durumda olmaktan mutluyum. Buna değer biri çıksa herkesin içinde de teklif yapabilirim. O kadar rahatım. Hiç değilse Kartal gibi her yere uçup, her hareketimde ilişkiye aracı olanlardan onay beklemiyorum.

Bu yazım tüm baldız adaylarına ve Kartal'lara gitsin.

Blog DirectoryAdd to Technorati FavoritesSubscribe to me on FriendFeed

İLETİŞİM: rahatyazar@hotmail.com BLOGGER 2008

tıkla sayfamda YUKARI GİT