28 Eylül 2009 Pazartesi

Sayfama googleda ne aratıp geliyorlar? İşte acayip google analytics raporlarım!

 Uzun zamandır bu raporları sizle paylaşmak istiyordum. Google analytics hizmeti sayesinde, googleda hangi sözcükleri aratarak tesadüfi de olsa bloguma girmişler, inceleyebiliyorum. İşte halkımızın merak ettiği konuları da gözler önüne seren ilginç veriler:

-Evli kadınların aldatma hikayeleri. ( Bir hikaye yazmıştım. ŞURAYI okumuş olması lazım. )
-evlilerin aldatma hikayeleri ( Bunu google.com'da aratan o kadar çok ki. Evli olmasına rağmen aldatmaya meğilli ya da aldatıldığından şüphelenen bir sürü insan var demekki ülkemizde, DİKKAT! )
-evli kadınlarla muhabet  (Yok bekar kadınlar tükendi ya da bazıları için evliler daha cazip. Ahlak erezyonu yakındır.)
-Aşk-ı Memnu Nihal karakteri (Dizinin ilgi gördüğü tartışılmaz bir gerçek kabul ediyorum.)
-aşk-ı memnu nihal dekolte  (Dekolte fotoğrafını çekmedim. Ne yazık ki elimde senin için sadece ŞUNLAR var.)
-türbanlı kıvırtan kızların vıdeoları  (Ayıp ya, buna yorum yapamıyorum. Bu tarz şeylerle ilgilenen sapkın kişilikler var demekki.)
-2 adamla 1 kız yiyişmeye kalkarsa ne olur (Yuh! Birinin başına bu olay geldi ki googleda cümle halinde yazıp aratmış, ne yazık ki yanlış adrese gelmiş.)
-aldatilan insanlarin sarkisi  ( Bunu  googleda aramalarına gerek yok, vatandaş boşuna yorulmuş. Zaten neredeyse tüm şarkılar beni aldattın, yanacaksın tarzı sözler içeriyor.)
-ayrılanları barıştırma duası  (Bu blogda bu konu ne alaka! Googleda bunu yazıp buraya gelmiş arkadaş.)
-DİP NOT: Şimdi istatistik verilerine bakıyorum. Harbiden bizim milletimiz aldatma, ayrılma gibi konularla çok ilgili. Googleda sürekli bunları arayıp durmuşlar. Şimdi ayrılıkla ilgili olanları listeleyeceğim.
-ayrılık sonrası erkekler pişman olur mu?
-ayrılık sonrası ilk buluşma
-ayrılık sonrası yaşananlar ( Evet! Ben zaten aynı başlığı kullanarak ŞURADA yazı yazmıştım. Doğru yere gelmiş arayan. Yardımcı olabildiysem ne mutlu. )

İlişkilerde şu konular merak ediliyor:
-benim hakkımda ne düşünüyorsun derse bi kız ona nasıl bir cevap verirdin  (Bir arkadaş bu konuyu aratmış ya insanların ne kadar saf düşüncelere sahip olduğu burada açığa çıkıyor. Bu sorunun cevabını soruyu sorandan başkası veremez ki, sen veremiyorsan google mı verecek!! )
-erkekler hangi sözlerden hoşlanır msnde yazışırken  ( Saf bir kızcağız googleda bu konuyu aratmış. Sanırım msn ortamında hoşlandığı erkeği ayartmaya kalkacak. Enteresan.)
-erkekten hoşlanan kızların hareketleri ( Ne saçma bir cümle. Erkek diye özellikle belirtmesine gerek yokmuş. "Kızdan hoşlanan kızın hareketleri" diye ayrı bir konu daha var sanırım.)

facebookla ilgili şunlar aranmış:

facebook tan kız ayarlamak ( Bu amaçla girenler var şaşırmadım.)
facebookta ta türbanlı arkadaş ( Arkadaşa tavsiyem facebookta yorulacağına gonuldensevenler.com tarzı islami sitelere üye olması. Orada türbansız bayan bulamaz zaten. Yolu açık olsun.)

Öyle komik veriler var ki artık devamını yayınlamayacağım. "Nasıl ilişkiye girilir?" yazıp bloguma gelen olmuş ya ne komik:)  Anladım ki ilişki, ayrılık, aldatma, yiyişme kısacası ciddi konular haricindeki her türlü ahlaksızlık prim yapıyor, hit alıyor. Ben hit almak için bu tarz kelimeleri yazmasam bile, içinde aldatma, ayrılık, evlilik kelimesi geçen yazılarıma yukarıdaki cümleleri yazıp google vasıtasıyla gelmişler. Ara ara bu istatistikleri yayınlamayı düşünüyorum. İnsanların ilgi alanlarını, merak edilen konuları ve farklı düşünceleri öğrenmek adına Google analytics raporları çok faydalıymış bunu anladım. Merak edilen ciddi konular bulursam liste çıkarıp insanları bilgilendirmeye çalışacağım.

25 Eylül 2009 Cuma

garip felsefik inançlar ve davranışlar


Varolan değerlerimizin dışında farklı hayat felsefesine sahip o kadar çok insan var ki. Facebookta dini inanç bölümüne agnostic, ateist, deist gibi kavramları yazanların sırf farklı gözükmek adına bunu yaptığını düşünüyordum, ta ki bir arkadaşa  bunu sorana kadar. Arkadaşım hiçbir şeye inanmadığını söyledi. Aile soyağaçlarında  imam bile olmasına rağmen, "millet sahura kalkarken benim babam rakı sofrası kurar." dedi ve beni acayip şaşırttı. Tabiki kimsenin dini inancını sorgulayacak değiliz. Herkesin inancı kendine. Kimse kimseyi bu konuda yargılayamaz da.


Ben profillerde bu çeşit kavramları görünce merak edip biraz araştırma yaptım. Ateizm, tanrı kavramını kesin olarak reddederken agnosticism "ya varsa?" diyormuş. Deistler ise evreni yaratan bir tanrının olduğuna inanmakla birlikte din, melek, peygamber gibi kavramları reddediyor. Kafam karıştı. Bu kadar inanç türünü keşfedince, "en iyisi hiç kurcalamamak" dedim kendi kendime.

Bunların dışında kimisi  reiki, yoga, meditasyon, biyoenerji gibi kavramlara inanıyor ve "new age" denen akıma uyuyor. Bu inanç akımına göre, insan içindeki fiziksel ve psikolojik sorunlarını kendi kozmik gücü ile yenebilirmiş. Hepsine değil ama düşünce gücüne biraz inanıyorum. Olumlu düşünmek (pozitiflik) güzel olaylara sebebiyet verebiliyor. Bazı işlere başlamadan negatif olursak o işin kötü sonuçlanacağını söyler hep annem. Ben genelde olumsuz düşünürüm ki sırf iyi olursa sevinebilmek için. Fakat, mesela okulda sınavı çok iyi geçmesine rağmen etrafa "en kötü sınavım, galiba bu dersten kalacağım!" diyenlerden değilim. Bunu özellikle yapanlar var ve çoğu insanı sinir ediyorlar.


İnançları kendilerine göre şekillendirenler de var. Dilediği gibi yaşayan biri, doğal olarak daha özgür inanışları benimsediğini söylüyor. Çünkü birtakım şeyler işine gelmiyor. Mesela içki içen fakat ramazanda içmeyi bırakıp oruca yönelenler var ya, ben de onlara gıcığım. Ramazan biter bitmez şişenin dibine vuracaksan hiç o dönemde oruç ibadeti için kendini yormasana! Bir taraftan, ramazan haricinde kutsal kitabında haram olan şeyi yapıyorsun, bir taraftan sırf ramazan geldi diye sevap olan görevi. Bu nasıl bir denge?


Neyse herkes kendine göre bir denge kurmuş. Doğrular var, yanlışlar var. Bu kavramlar kişilere ve onların çıkarlarına göre değişkenlik gösterecekse ben daha fazla yorum yapamıyorum.


24 Eylül 2009 Perşembe

mutluyum çünkü artık www.rahatyazar.com'um!!!



  Günlerdir uğraşıyorum. Sürekli arıza veren ve uzun süredir bir türlü erişilemeyen blogspot.com siteleri bu kararıma vesile oldu. Yıllardır hayalini kurduğum bir olaydı. Benim de gerçek bir sitem var artık!

 Bu alan adını aldığım için mutluyum. Gelecekteki hayalim internette markalaşmak. Belki reklam da alırım.
Yepyeni röportajlar, mekan incelemeleri, hayata dair yorumlarım, günlüğüm ve sıradışı  hikayeler bundan sonra bu yeni adreste olacak. Üşenmeyenler, eskisi gibi  http://rahatyazar.blogspot.com/ yazarak siteme girmeye devam edebilir. Bloguma giriş yolu da rahatladığına göre hayırlı olsun diyelim... Tüm takipçilerime sevgiler, saygılar...

16 Eylül 2009 Çarşamba

deja vu-önceden yaşadım hissi

Yaşanan bir anı, daha önce yaşamıştım hissine kapılmaktır deja vu...
Deja vu hissi: Gördüğüm anlık görüntü daha önceden zihnimde canlanmıştı. "Ben daha önce bu anı yaşadım" deriz ya işte o an.

Hayatın rutinliğini kabul etmek lazım. Mesela, sınav dönemi okulda neredeyse her gün ard arda sınava giren bir bünye zaten her an deja vu olmuş gibi oluyor. Aynı suratlar, aynı mekanlar, aynı hocalar.

Tembel bir öğrenci tüm derslerden kalmaya alışmışsa, gördüğü n. inci F notu onu şaşırtmaz. Dolayısıyla bu da deja vu değil.

Birini seversin, onu bırakırsın; başkasını seversin onu bırakırsın. Eee huylu huyundan vazgeçmez. Bu da senin için deja vu... Çünkü, aynı muameleyi daha önceden de başkasına uyguladığını hatırlarsın.

Bir yerde bir parça çalar. Sanki daha önceden bu parçayı duymuştum deriz. Eee bizim ülkedeki müzisyenlerin esinlenmesi meşhurdur. Yabancı parçalara türkçe söz yazarlar bazen, bunu da çaktırmadan yaptıklarını sanarlar ama düşüne düşüne biz orjinal kayda ulaşırız. Her şarkıda bir deja vu anım oluyor.


Televizyon dizilerinde de o kadar klişe var ki deja vu olmamak elde değil. Herşey tanıdık geliyor. Zaten belli yapımcılar belli oyuncularla çalıştıkları için "aaa bak şu X dizide de vardı, hatta gene aldatan adamdı." diyoruz. Belli tipler var. Belli karakterleri iyi oynadıkları için başka tarz rolde oynayamıyorlar. (Mesela ben Ferhunde rolündeki Deniz Çakır, saf-aptal bir kızı canlandırsa inandırıcı olamaz diye düşünüyorum. Zaten o tarz bir rol ona teklif edilmez. )

Ben bu yazıda saf deja vu olayının dışına çıkıp, daha somut örnekler verdim. Bu olay beynin bir oyunuymuş. Beynin bir anı, önceden kaydettiği bir ana aşırı derecede benzetmesinden kaynaklanan eşleştirme durumu imiş. Tarih tekerrürden ibaret derler ya, benzerlikler arttıkça bu gidişle yaşanan anların eşsizliği de kaybolacak bence...

11 Eylül 2009 Cuma

şöhret tutkusu

Bu blogda bazen Gazeversite.com için ünlülerle yaptığım röportajları yayınlıyorum. Ard arda yaptığım bu çalışmalar yüzünden tarzımı değiştirdiğimi düşünenler olmuş. Merak etmeyin, tarz aynı. Ben gene düşünce yazıları yazmayı sürdüreceğim. Onlar bir renk. "Hayatın içinden rahat paylaşımlar" olunca tanınmış isimlerden de anılar dinlemek güzel oluyor.

Beni sürekli ünlü insan peşinde koşan ya da şöhret olmaya çalışan bir tip sanıyorlar. Aksine ben bu tarz tiplere sinir olurum. Hani çocuksu hayallerle bir ünlüye kapılıp, sadece bir fotoğraf için kendini yerlere atan, imza kuyruklarına girenler vardır ya. Onlardaki abartı hareketleri ve hayranlık tepkilerini görünce içimde buruk bir acıma duygusu olur bende...

Uzman Psikolog ve Aile Terapisti Dr. Füsun Budak; "Şöhret dediğimiz şeyler geçicidir. Kalıcı olan bilgidir, emektir." demiş. Bu söze katılıyorum. Zaten herkesin en az 5 dakikalığına şöhret olabildiği youtube çağında yaşıyoruz. Amaç ilgi çekmekse ben zaten onu çoktan başardım. Bundan sonrası benim için güzel bir hobi. (Fotoğraf çekmek, röportaj yapmak... )

İşi, kariyeri, eğitimi ve kültür düzeyi ile kendini gösteremeyen kişiler, kolay yoldan şöhret olmanın yollarını ararlar. Ben endüstri mühendisliğinde okumaktan memnunum. O alanda çalışamazsam ancak hobim olan alanlara yönelirim. Zaten endüstri mühendisliği o kadar karmaşık bir bölüm ki, sektör sınırlaması yok. O yüzden benim de sınırlarım yok.

Hani "onu gördüm!", "X'le konuştum!" gibi başlıklar atıyorum ya o başlıkların devamı gelebilir. Benim elimde olmadan tesadüf oluyor çoğu şey. Mesela bir ünlü ile röportaja gittiğim mekanda başka ünlülere rastlayabiliyorum. Kimseye "Sizinle konuşabilir miyiz?" demedim bugüne kadar. Kendiliğinden gelişti olaylar. Zaten elime makinemi alınca gazeteci muamelesi görüyorum.

Kim ne düşünürse düşünsün. Bu sayfanın adını boşuna rahatyazar koymadık. Hakkını vermek lazım.

facebook ve akrabalar-akbabalar




Facebook. Son yılların en büyük olayı bence. Herşey de olduğu gibi o siteyi de doğru kullanırsak, güzel sonuçlar elde edebiliriz.

Geçenlerde facebookta bir popçunun videosunu paylaşmışım. Daha doğrusu paylaşılan bir videoyu izleyip ben de paylaşa tıklamışım. Bizim entel akrabalardan birisi bana hemen mesaj attı: "Bu popüler müzik anlayışından uzaklaş gerçek müzikle tanış." diye. Sinirlendim. Ben bu yaşta klasik müzik ya da musikiden seçkin örnekler dinleyecek halim yok. En hareketli çağımda doğal olarak en hareketli tarzı ( house, club, R&B.. ) benimsiyor, dinliyorum. Akrabaya cevap bile vermedim. Facebook gibi popüler kültürün son ürünü olan bir platformda bulunan kişinin beni eleştirmeye hakkı yok.

Bunu diyen kişi magazine de karşı. Bence facebook da bir magazin. Sonuçta başkalarının hayatını takip ediyoruz. Parti yapmış birinin fotoğraflarını ana sayfada görüp, "Aaa bak şunlarla eğlenmiş, bak şunu giymiş." diyoruz.

Elinde içki kadehleri, kayık gözlerle, yanındaki erkeğin omzuna yaslanmış görüntüsünü bu sitede paylaşan kızları uyarsın ana babası... Masumane de olsa ayıp. Mahremiyet kalsın biraz. Ben yiyişgen çiftlerin olduğu profillere pek girmem mesela...

Sürekli ilişki durumunu değiştirmek de neyin nesi? Bazen düşünüyorum da bu tipler sanki sırf facebookta ilan etmek için mi ilişkiye giriyor? ya da sırf facebooka foto eklemek için mi farklı bölgelerde, mekanlarda geziyor?

Böyle konuşuyorum ama ben de her anı ölümsüzleştirmeye meraklı biri olarak eski-yeni tüm fotoğraflarımı bu sitede paylaşıyorum. Akrabamız olan teyzeler anneme telefon açıp: "Aaaa senin oğlan dün şuraya gitmiş..." diyorlar ya ona sinir oluyordum. Bu yüzden akrabalar için ayrı face listesi açtım. Herkes öyle yapmalı. Yaşıtlarım ve okul çevremle farklı şeyleri, aile-akraba çevremle daha farklı şeyleri paylaşıyorum. Listemde annem var, zaten ona baştan beri arkadaş listemi göstermiyorum. 300'e yakın kişiye bakıp o kim? bu kim? der diye onu direkt limitli profil bölümüne almıştım.

Bazen herşeyden sıkıldığım da oluyor; blogu, feysi, twiterı tüm sosyal ağları kapatasım geliyor. İnadına devam edeceğim. İlgi çekmeye çalıştığımı ve şöhret meraklısı olduğumu zannedip bana mesaj atanlar var. Onlar için de ayrı açıklama postu gireceğim yakın zamanda, bekleyiniz;)

10 Eylül 2009 Perşembe

Farklı yerler: Süleyman Seba Caddesi-Akaretler

İstanbul'da farklı olan ve görülmesi gereken o kadar çok yer var ki... Ben de yeni yeni keşfediyorum. Bunlardan biri: Beşiktaş'ta bulunan Şair Nedim ve Süleyman Seba Caddelerinin birleştikleri bölgede, eğimli arazide kurulan Akaretler Sıra Evleri. Mimarisini çok beğendim ve hemen fotoğrafladım.

Son olarak W Lounge adlı barın önüne geldim. İçeri girecektim fakat içeride fotoğraf çekmek için yetkililerden özel izin almak gerektiğinden vazgeçtim. Zaten önce kapıdaki güvenlik taramasına girmek lazımdı. Araştırma için daha az tuzlu mekan bulmaya karar verdim ve oradan ayrıldım.

Caddenin yukarısına doğru yürürken Joke Perestroyka adlı mekanı gördüm. Çapa-marka'nın yarattığı bu mekan basında sık yer alıyor. Kapısına "tadilat nedeniyle 18:00'den itibaren açığız" yazdıkları için orayı inceleme fırsatı bulamadım.

Mekan İnceleme bölümüm için ilk araştırmalarım böyleydi. Amacım bu değil tabi ki. Bir mekanda oturup izlenimlerimi yazacaktım. Dün araştırmayla geçti. Bu caddeyi de keşfetme fırsatı buldum, iyi oldu.

09 Eylül 2009 Çarşamba

Azra Akın'ı Fotoğrafladım!


Tarih: 09.09.09
Evde sıkıldım. Fotoğraf makinemi alıp dışarı çıktım. Cihangir tarafında yürürken, önüme dünya güzelimiz Azra Akın çıktı. O ana kadar gün içinde hiç fotoğraf çekmemiştim. Binaları çekeceğime, önüme hazır model çıktı bari onun fotoğrafını çekeyim dedim. Bir kafede arkadaşlarıyla oturuyordu. Sonra telefon görüşmesi yaparken oturduğu masadan kalktı. Tam o sırada fotoğrafını çektim. Herkes gibi, o da elimde makine de olunca beni gazeteci sandı, başta telaşlandı. Olmadığımı anlayınca ben de dedim: "Hobi olarak yapıyorum bu işi..." Onu en son bitkilerin arasında öylece bıraktım. Telefon görüşmesi devam ediyordu...

Günün olayı: Karşı kaldırımdan geçen tescilli bir güzeli fotoğraflamak.

*Gazetede magazin sayfasında "nerede görüldüler?" diye bir köşe var. Aynısını ben de yapıyorum. Tekliflere açığım.

07 Eylül 2009 Pazartesi

NEZ RÖPORTAJI- "Ne hissediyorsam onu yaşamayı seviyorum."

Bir dönem sahnelerden uzak kalan Nez ile bu süreçte neler yaptığını, yepyeni projelerini ve müzik kariyerini konuştum. Nez, tüm sorularımı içtenlikle yanıtladı, yeni sezon sürprizlerini ilk kez RAHATYAZAR'a anlattı.

8 yaşında müzikalde oynamışsın. Müzik tutkun nereden geliyor?
Okulda enteresan bir öğrenciydim. Üç yaşında İngiltere’ye ailemle gittim. Sadece liseyi Türkiye’de Adnan Menderes Anadolu Lisesi’nde okudum. Müzik benim için her zaman bir tutku olmuştu.

Bir röportajında Matematik dersini sevmediğini söylemişsin.

Nefret. Orada bile derste kalemle ritm tutardım, öğretmenleri delirtecek derecede…

Dediğin gibi İngiltere’de 8 yaşındayken ‘Annie’ müzikalinde başrol oynadım. Drama öğretmenim: “Bu yarışmaya girmelisin.” demişti. Bir yarışma düzenlendi, seçmelere girdim ve kazandım. Orada başrol oynadıktan sonra anladım ki müziği bırakamayacağım. Ailem de beni bu konuda çok destekledi. Workshoplara gittim. Elinde mikrofon yatağının üstünde şarkı söyleyen küçük bir kızdım.

Uzun bir dönem sahnelerden uzak kaldın? Ne değişti? Bu süreçte neler yaşadın?

İnsanlar ilk çıktıklarında farklı birşeyler yaptığında ilgi çekiyor. O dönemki populer müzik çok farklıydı. Benim yaptığım doğu-batı etnik poptu. İlk çıkıştaki başarıyı yakalamak çok önemli. Ben daha sonra iki yıl içerisinde prodüktörümle ( Erol Köse ) yollarımı ayırdım. Sözleşme kuralları gereği geri çekilmek zorunda kaldım. Müzik şirketine TMSF el koymuştu. Ben müziği bırakmış gibi gözüktüm oysa bu süreçte çalışmalarıma devam ettim. O dönemde reklam müzikleri jingle’lar yaptım. Bir dönem Hürriyet reklamının sesiydim. TRT’de çalıştım, dublaj yaptım. Bunların dışında Dj arkadaşlarımla yurtdışı için çalışmalar yaptık. Ülkemizde çalışma yapamadım devam eden sözleşme gereği… Neyse ki geride kaldı o günler. Herkesin yaptığı şeyleri yapmak kadar saçma bir şey yok. Kendine ait özgün şeyler yapmak istiyorsan güçlü olacaksın, birtakım kişilere karşı dik başlı olacaksın. Ben ilk dönem Jazz’la başladım. Q Jazz’da sahne alıyordum. Albümüm yokken bile albümüm varmış gibi popülerliğim söz
konusuydu zaten.

Kariyer anlamında keşke yapmasaydım dediğin şeyler, pişmanlıklar oldu mu? Nez denilince aklımıza olay yaratan danslı kliplerin geliyor.


Bana kalsa o dönemde yapmazdım. O prodüktör mantığıydı. Şimdiki kliplere baktığımda benim eski kliplerim bile masumane kalıyor. Sahne çok özeldir. Koca bir sahnede küçücük kalabilirsin. Ben orayı öyle bir hale getiririm ki şovla, dansla, kostümle… Beni sahne dışında, gerçekte bu boyla görenler şaşırıyor.

Yeni albüm projesi var mı?

Almanya’da bir albüm çıkardım. Şu an european chart’ta 49 numarada. Bunlar benim için gurur verici. Yeni projeler var. 70-80-90’lı yılların en hit şarkılarını söyleyeceğim Beyoğlu Balans’ta. Geçen sene yapmıştım. Bu sene de düşünüyoruz. Albüm yapmak önemli değil benim için şu anda. Belki yurt dışı için çalışmalar yapabilirim. En son Dubai için yapmıştım. Bir insanın senin müziğini bilmeden şunu yapmalısın diye fikir vermesi kadar yanlış bir şey yok. Albüm yapma gibi bir durum yok. Zaten internette arkadaşım Dj. Kaan Gökman’la hiçbir ticari kaygı olmadan yapıp yayınladığımız parçalar da oldu.

Şu anda Turkmax kanalında bir dizide rol alıyorsun. Oyunculuk adına hedeflerin, projeler var mı?

Ben İngiltere’de Canteburry Güzel Sanatlar Okulu'nda psiko-drama eğitimi almıştım. Eğitimini aldığım dal önce oyunculuk üzerineydi. Türkiye’ye geldiğimde farklı ilerledi. Zaten sanat bir bütün. Oyunculuk demek: hem beden hem ses hem tiyatro… Ben müzikle başladım. Güzel projelerde yer alacağım. Şanslıyım. Turkmax’te yayınlanan ‘sıkı dostlar’ adlı yeni dizimde Haluk Bilginer, Özkan Uğur, Hakan Bilgin gibi önemli isimlerle oynuyorum. Oyunculuk disiplin gerektiriyor. Komedi yapmak zordur özellikle ülkemizde güzel bir kadın olup, komedi yapan çok az. Ayrıca Tunç Başaran’ın bir filminde oynayacağım. Kendisi önemli yönetmenlerden birisi.”Piano Piano Bacaksız”, “Uçurtmayı Vurmasınlar” gibi ödüllü filmlerin yönetmenliğini yapmıştı. Henüz yeni bir proje ve güzel bir senaryo. Müziğimi de artık keyif için yapmak istiyorum.

Yerli ve yabancı sanatçılardan müziğini beğendiğin isimler?

Zuhal Olcay’ı beğeniyorum. Fatih Erkoç’u çok beğeniyorum. Yıllardır hayranıyım. Özellikle eski parçalarını hala dinlerim. Şu an çoğu insanın dinlediği çok-satan popüler olan yerli isimleri pek dinlemiyorum. Yabancı olarak:George Michael. Neden derseniz hem sesi hem sahne performansı çok hoşuma gidiyor. Lenny Kravitz’i dinlerim, hastasıyım o derece... Müzikte belli bir tarz yok. O an hoşuma giden ne olursa dinlerim.

Evliliğe nasıl bakıyorsun?

Nasıl mı? (Gülüşmeler.) Ne hissediyorsam onu yaşamayı seviyorum. “Evlenince hayran kitlesi azalır.” olayına inanmıyorum. Bu prodüktörlerin uydurmasıdır. Evlendim, boşandım. Uzun zaman da evlenmeyi düşünmüyorum. Anne olmak isterim. İleride ne olur bilemem, zaman…

Sizi taklit edenler oldu mu?

Ben Q Jazz Bar’dan ayrıldıktan sonra ‘Yeni Nez aranıyor.’ yarışmaları bile yapıldı o dönem. Bir insanın aslı varken taklidini yapamazsın. Bir Tarkan ya da Sezen, Barış Manço başkası olamayacağı gibi…

Piyasaya yeni girenlerden kimleri beğeniyorsun?

Piyasadaki müziği çok takip etmiyorum. Benim dinlediğim tarzda değil. Güzel devam etsinler.

Serdar Ortaç’ı dinler misin? Ondan bir parça alıp söylemek istemez miydin?

Almam. Dediğim gibi pek dinlemiyorum. Ama o kadar çok konserler veriyorlar ve o kadar çok hayranları var ki takdir ediyorum. Bana sorarsan ben dinlemiyorum. Bana hitap etmiyor. Keyif aldığım ve ilgilendiğim müzikler çok farklı…

Müzik piyasasını nasıl değerlendiriyorsun?

Ses olmadan saçmasapan şeyler yapanları da görüyorum. Canlı söylemek önemli. Çoğu stüdyo sanatçısı. Sadece doğru şarkıyı buluyorlar. Söz mü yazıyorlar, beste mi yapıyorlar, vokalistlik tecrübeleri mi var? Yorumcu olmak, müzisyenlik başka bir şey. Ben mesela ilk Jazz’la başladım. Ciddi bir şey o kadar basit değil. Bazıları bu işin matematiğini bilmeden gözü kapalı bu işe dalıyor. Halk tepkisini veriyor zaten. Dönemlik şarkıcı onlar... Bir tane daha populer şarkı yapmasın gör bak n'oluyor!

Dans konusuna bayan sanatçılar artık çok önem vermeye başladı. Dans ekipleri kurdular. Nez’i bunlardan ayıran fark ne?

Benzer şeyler yapanlar bir müddet sonra unutuluyor, gidiyor. En fazla bir sezonda yok oluyorlar. Bana mesela dans konusunda hep Hadise’yi soruyorlar. Dans ediyor. Tabi yakıştırıyor ve sonuç güzel de oluyorsa yapsın sonuna kadar. İnsanlar bundan keyif oluyorsa ne mutlu. Onlar da benim gibi 12 yıl bu camiada var olsun ve takdir edilsin o zaman alkışlarım.
Hakkında yalan yanlış bir sürü haber çıkıyor. Aşk haberleri ile gündeme sık geliyorsun. Bunlar seni rahatsız ediyor mu?

İlk zamanlar bundan rahatsız oluyorsun, sonra alışılıyor. Bir isim olmak demek, herkesin seni konuşması ve seni haber yapması demek. Konserlere gidiyorum, müziğimi en iyi şekilde yapsam da bunu en fazla ne kadar haber yapabilirler ki. Bir gazetede ‘konseri ne kadar doldurmuş?’ değil birliktelik haberleri daha ön planda. En populer mekanlara gitmek… Mesela ben bunlardan çok uzağım. Özel hayatımda olabildiğince dikkatliyim.
Tanımadığım bir insanla haber olmak. Masabaşı haberi bu. Oturuyor, diyor; “Nez bu aralar ortalarda yok, şununla birlikte yazalım.” Beni dayımla bir kafede otururken görüntüler, onunla birlikte yazmışlar. Nasıl kızmayayım? Düşünebiliyor musun?

Eurovision 2008’e aday olmanız konuşulmuştu, anketlerde çok oy aldınız. Bu sene teklif gelirse katılmayı ister miydin? Yarışma hakkında ne düşünüyorsun?

Son iki yıldır teklif geliyor. Birinci yıl katılacaktım hatta sözleşme aşamasına geldik fakat sağlık sorunu yaşadığım için benim yerime ‘mor ve ötesi’ katıldı. İkinci yıl tekrardan teklif geldi. O zamanda hazır değildim. Kendimi hazır hissetmedim. Çünkü bu büyük bir maraton ve belli isimlere bağlı çalışmak zorundasın. Hatta Hadise’yi söylemiştim, çok da iyi oldu. Bu yarışma için anketler yapılıyor. Bir bakıyorsun önde gidiyorsun o zaman sana teklif geliyor.

2008’de size teklif gelmiş.

Evet. Son birkaç yıldır böyle. Ama bilmiyorum ne olur. O yarışma, katılan isimlerin kariyerini ne derecede etkiliyor? Biz de fazla abartılıyor aslında, çok da büyük bir olay değil bence.

Hande Yener de eurovisiona katılmak istiyormuş.
Olabilir. Farklı insanlar, farklı kafa yapıları... Ben hazır değilim derim, o öyle der. Kendisi değil tabi buna insanlar karar vermeli anketlerle... Hırs çok kötü bir şey. İşin içine para da girince...

İnternette hangi siteleri takip ediyorsun?
Öncelikle kendi sitemi takip ediyorum. (www.yuzdeyuznez.com) Müzikle ilgili her siteyi takip ediyorum. Dj arkadaşlarımın bloglarına bakıyorum.

Röportaj vermeyi kabul ettiğiniz için teşekkürler. Başarılarınızın devamını dilerim.
Ben teşekkür ederim. Gazeversite.com için bu röportaj teklifini getirdiğinde zaten öncelikle “gençler” dedin. Ben zaten yeni yeni işler yapmaya başlayan, bu piyasaya yabancı olan tüm gençlere yardımcı olma taraftarıyım. Blogun da çok başarılı, artık hep takip edeceğim...


04 Eylül 2009 Cuma

Röportaj öncesi Nez...

Geçtiğimiz salı günü Cihangir'de saat:15:00'da Nez ile randevum vardı. Röportaj için 14:30'da kararlaştırdığımız kafeye gittim. Kafedeki yetkili, "Bir şey ister misiniz?" diye sordu. Ben de "Bir arkadaşı bekliyorum." dedim.

5-10 dk bekledikten sonra karşı yoldan gelmekte olan kişiye baktım. "Eveeeeeet Nez geliyor bana doğru!"

Nez masama doğru gelince, yetkili : "Arkadaşım dediğin Nez miydi?" dedi.

Sandığınız gibi heyecanlanmadım. Çünkü Nez'i daha önce de görmüştüm.

Pazartesi günü okuldan bir arkadaşla buluşmak için karşıya geçmiştim. O da son dakikada beni arayıp; "Yaa geçmeseydin karşıya, aslına bakarsan bugün buluşamayız seninle." dedi.

Arkadaş beni ekince ben de bari röportaj işi için gideceğim yeri bulayım diyerek Cihangir'e doğru yol aldım. Tesadüfe bakın ki Nez oradaydı! Ben de "Sizinle yarınki röportaj için konuşmuştuk..." dedim. O da unutmamış, "3'teydi di mi?" dedi.

Yani salıdan önce hem Nez'i görmüş hem de röportajı garantilemiş oldum. Pazartesi, bana söz verip sonradan eken arkadaşa da selamlar... Bundan sonra artık görüşmek için o bana ısrar etsin. Ona çok kızgınım ve bir daha onunla görüşmek isteyeceğimi sanmıyorum. Neyse, sayesinde Nez ile 2 kez görüştüm, iyi oldu:)

Gelelim Nez'e...

Her ünlü gibi o da TV'de koca bir surat olarak gözüküyor ama gerçekte daha güzel ufak bir yüze sahip. Normal hayatta pek makyajlı gelmediği kafeye, o gün bana-röportaja özel hazırlanıp gelmişti. Bunu kafede bulunan, neredeyse onu her gün gören arkadaşları söyledi. Ayrıca çok samimi... Kompleksleri olmayan biri. Üniversiteli gençlerin kurduğu Gazeversite.com sitesi için yaptığım röportaj teklifini kırmadı ve tüm sorularımı içtenlikle yanıtladı. Zaten soru-cevap havasında sırf kuru röportaj değil bayağı uzun sohbet ettik kendisiyle. Tabi bu arada kayıt cihazı ile herşeyi kaydettim, bol bol fotoğraf çektim. Röportaj pazartesi gazeversitede yayınlanacak. O yüzden şu an blogda sadece günlük havasında anlatabiliyorum. Haftaya tüm detaylar burada olacak.

02 Eylül 2009 Çarşamba

Aşk-ı Memnu'dan Nihal ile tanıştım...


İzlenme rekorları kıran dizi Aşk-ı Memnu'da Nihal karakterini canlandıran Hazal Kaya ile görüştüm. Kendisi röportaj için izni olmadığını söyledi. Tahmin etmiştim. Sözleşme gereği prodüksiyondan izin alması gerekiyor. Elimdeki fotoğraf makinesini gördü ve bayağı korktu. Ona bu fotoğrafı yayınlamayacağıma söz verdim. Hatta bu blogun adresini de yazıp vermiştim. Yayınlamamın sorun olacağını zannetmiyorum. Onunla kısa süre de olsa konuştuk, tanıştık. Zaten yaşıtız, o da bana hangi okulda okuduğumu falan sordu.

Bu arada ekranda göründüğü gibi değil. Sürekli yakın plan çekimle ekranda yüzünü kocaman gördüğümüz ünlüler gerçekte ufacık bir yüze sahip bunu anladım. Hele yaş olarak dizideki halinden çok daha küçük gözüküyor. Karşı masamda oturmuş, kitap okuyordu. O mu acaba diye bir an tereddütte kalmıştım. İyi ki konuştum, rahatsız etmemek için masadan erken kalktığıma pişmanım. Telefonda konuştuğu kişiye 4 buçukta dişçi randevusu olduğunu söyledi. Demekki dün çekim yoktu. Dizinin yeni sezon ilk bölümü yarın yayınlanacak. Meraktayım!

Hazal'a sevgiler...

Bu yazıyı okuduysa umarım kızmamıştır bana...

01 Eylül 2009 Salı

Gelecek Hafta: "NEZ" İle Röportaj

İşte eylülün ilk sürprizi! Bugün, Cihangir'de Nez ile buluşarak onunla bir röportaj yaptım. Gelecek hafta Gazeversite.com'da yayınlanacak olan röportaj güzel oldu. Nez, tüm sorularımı gayet samimi bir şekilde eksiksiz yanıtladı. Tüm fotoğraflar ve bilgiler ÇOK YAKINDA rahatyazar blogda...

Blog DirectoryAdd to Technorati FavoritesSubscribe to me on FriendFeed

İLETİŞİM: rahatyazar@hotmail.com BLOGGER 2008

tıkla sayfamda YUKARI GİT