27 Aralık 2009 Pazar

sanal manyaklık

Sanal alem hayatı o kadar etkiler oldu ki, televizyondaki showlar hatta gazete eklerindeki haberler bile internetten araklama çıkıyor.
Haberin çıkmasını geçelim, insanlar eski çıktıklarını bile facebooktan takip eder olmuş. Arkadaş listesinde olmamasına rağmen eski sevgilisinin profil fotoğrafını sürekli kontrol edenler varmış. Geçen bir arkadaş dedi: "Demin arama bölümüne yazdım, benim kız çıkmadı ya facebook hesabını kapattı ya da beni engelledi!"

Böyle konuştuktan sonra arkadaşım geçen gün yolda bu bahsettiği kızı görmüş, sonra bir kafede oturup kahve içmişler. Laf arasında bizimki kıza demiş, "Geçen akşam baktım beni facebookta engellemişsin. Ben senin listende bile değilim. Sadece doğum gününde mesaj attım diye mi tüm bunlar?"

Kız, "Yoo ben seni engellemedim o kadar nefretlik bir durumum olsa senle şu an burada oturmazdım." demiş.

Arkadaşım eve gidip tekrar hesap ayarlarını kontrol edince görmüş ki kızı engelleyen kendisi! Başkalarının listesinde ya da foto yorumlarında kızı görüp hatırlayıp sinirlenmemek için içkili olduğu bir gece kızın resmine son kez bakıp onu block liste attığını hatırlamış.

Sonra pişman olmuş kız da benim için kesin "manyak" demiştir diye içi içini yemiş. Hemen engeli kaldırıp kızın profil fotoğrafına bakmış. Keşke bakmaz olsaymış. Kız, fotoğrafında başka bir erkeğin omzuna yaslanmış halde saçlarını okşatırken poz veriyormuş.

Benim arkadaş aşırı sinirlendi. "Madem hayatında biri var niye benimle kafede oturup, hayatında biri yokmuş gibi beni engellemediğini tekrarlayıp durdu?! " dedi.

"Bu tarz mevzularla uğraşmaktansa sen hesabını tamamen silmelisin" dedim arkadaşıma. Sonra baktım silmiş, "aferin" dedim içimden. Ertesi hafta ne dese beğenirsiniz, benden şifremi istedi. Günlerdir o kızı merak ettiğini ve benim hesabımdan onun listesine bakmak istediğini, hatta kızın son çıktığı çocuğu araştırmayı planladığını anlattı.

Banane ya kimseye şifremi veremem. Dedim: Git kendine "fake" hesap aç!

25 Aralık 2009 Cuma

Alis Harikalar Diyarında-fragman (türkçe)

"Avatar" ile birlikte 3D filmler büyük ilgi görmeye başladı. 5 mart 2010'da Amerika ile aynı anda ülkemizde de 3D olarak gösterime girecek olan Tim Burton’ın yönetmenliğini yaptığı "Alis Harikalar Diyarında" filminin fragmanını (Türkçe) olarak yayınlıyorum. Bu yeni türkçe fragman çoğu sitede bulunmuyor. Benim mail kutuma gelmişken paylaşmak istedim.


video
NOT: Yönetmen Tim Burton ve aktör Johnny Depp bu yeni macera için tekrar bir araya geldi. İkili ilk kez 1990 yılının hit filmi “Makas Eller”de çalıştı ve hemen yakın arkadaş oldular. Birlikte olağanüstü ve sıradışı filmler yapmaya devam ediyorlar. “Ed Wood,” “Hayalet Süvari,” “Charlie’nin Çikolata Fabrikası,” “Ölü Gelin” ve “Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi” diğer ortak ürünleri.
ALİS HARİKALAR DİYARINDA
Web sitesi: Disney.com/wonderland

20 Aralık 2009 Pazar

Vavien'i izleyen ben...

Yine bir Turk filmi. Bu seferki çok farklı.
Engin Günaydın'ın senaryosunu yazdığı ve Taylan Biraderler'in yönetmenliğinde çekilen film komedi öğeleri taşı da dram ağırlıklı. Karamizah örneği diyebiliriz.

Filmde karamsar bir hava var. Olaylar Tokat'ta geçiyor. (Zaten Engin Günaydın Tokatlı ve filmin çekildiği ev amcasınınmış.) Bugünkü gibi yağmurlu bir hava. O havada piknik planı yapan bir adam: Celal.

Konuya gelince: Celal, karısının sakladığı paraları gizli gizli çalarken, oğlu da Celal'in gizli porno arşivinden faydalanıyor. Yani hepsi gizli işler çeviriyor.

Celal, karısı Sevilay'ın sakladığı paraları pavyondaki kadına yedirmeye başlamıştır ve karısına Samsun'da bir lise işi aldıkları yalanını uydurur. Celal elektrikçidir. Filmin adı Vavien; bir lambayı iki ayrı düğmenin açıp kapayabilmesini sağlayan elektrik düzeneği anlamına geliyor.

İyiler ve kötüler vardır hayatta. Celal kötülüğü, Sevilay iyiliği temsil ediyor.

Sevilay rolündeki Binnur Kaya rolünde çok başarılı. Engin Günaydın'da yine Avrupa Yakası-Burhan karakterinin izlerini görsek de bu filmde çok farklı bir karakter yaratmış.

Sevilay kocasını çok seviyor. Öyle ki kocası için ördüğü kazağı kocası belki giyer diye yanında taşıyor. Başta belirttiğim maaile pikniğe gitme bölümünde filmin gidişatı değişiyor. Celal'in kötü planları devreye giriyor. Sonrası sürpriz...

Filmde beklediğinizi bulamayabilirsiniz ama hoşa giden ince detaylar var. Celal'in cep telefonu mesajları, Sevilay'ın Almanyadaki babasıyla yaptığı telefon görüşmeleri ve Sevilay bulaşıkları yıkarken ya da kapıyı zorlarken oluşan sanatsal filmatik görüntüler gibi...

Sırf Binnur Kaya'nın oyunculuğu için bile gidilir bu filme. (Ben onun için gittim.)

Kara mizah örneği. Yani, ciddi abartılabilecek cinayet teşebbüsü gibi olaylar şiddetsiz geçiyor. Yer yer gerilime kayar hatta Sevilay kocasından intikam alır belki diye düşündüm ama kadın aynı saflık ifadesini tüm film boyunca sürdürdü.

Ne güldüm ne ağladım öyle bir film. Pazar olduğu için aşırı kalabalık olan sinema salonunda daha film yeni başlamışken kıkırdayan ve "bu adam komik şu an gülmeliyim" havasında en abuk sahnede kahkaha efekti yapanlar vardı, sinir oldum. Sinemada konuşulmayacağını hala öğrenemeyenler var.

Bu ara Türk filmi patlaması var. Sürekli yeni filmler vizyona giriyor. Onca film içinde güzel oyunculuk ve sektöre farklılık getirmesi açısından en iyisi bu film derim.

fragman:

Vavien teaser from Mehmet Ali Arın on Vimeo.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Bedavacı olmak gerek bazen...

Bedavaya meraklı bir milletiz.

Bir teknoloji mağazasının açılışı olur, insanlar kapıda birbirini ezer. Sokakta promosyon birşey dağıtılır hemen kapışılır.
Almayacak olan da kendini enayi hissetmemek için "alıyım bari" der.
-Sırf promosyon olduğu için hayatı boyunca yemediği şeyi tadanlar, içmediği içkiyi deneyenler,

-Sırf ucuz diye belki sonradan gardrobundan çıkarmayı düşünmeyeceği elbiseyi alanlar,

-Bileti bedava diye sevmediği sanatçının konserine gidenler,

-Sürekli ısmarlayan-"bonkör tip" diye sevmediği arkadaşını yanında gezdirenleri biliyorum.

Böyle yazdım ama ben de artık uyanıklık yapıp bedava şeylere, hediye kampanyalarına atlıyorum. Geçen CEBİT bilişim fuarına davetiye kazanmama rağmen derslerden dolayı gidememiştim, üzüldüm aslında. Aylar önce bir sinema filminin bloggerlar için ücretsiz ön gösterimi yapılacaktı katılamadım.

Bunun dışında gazoz kapakları altındaki şifreleri SMS'le yolluyor, beleş hamburger kuponlarını kaybetmemeye çalışıyorum.

Şans oyunlarını seven bir annem var. Her zaman değil ama denk düştükçe zevkine sayısal loto oynar.

Bedavadan para kazanmanın çok güç olduğunu biliyorum. Bunun farkında olan çok ki geçtiğimiz dönemlerde TV'de her gün kutulardaki paralar hakkında tahmin yapıp, kutumda "büyük" var yok sen de "kırmızı" var diyen tiplerin ağlayıp bağırmalarını izliyorduk.

Çoğu arkadaşımız beleşcidir. Yapılan ödev, içilen sigara, dvd'ler... Herşeyimiz paylaşıma açık olmak zorundadır. Aksi halde arkadaş kaybederiz.

Bu davranışların aşırısı kötüdür. Cüzdanı dolu olmasına rağmen biri size hala birşey ısmarlatmaya çalışıyorsa o kişiye kendini çok akıllı zannetmemesi gerektiğini söyleyin. Böyle insanlara "vantuz", "yiyici", "sömürücü" gibi lakaplar takılır. Zararsız modda takılan ve ortam içinde saklanmadan hareket eden bedavacılara "otlakçı" denir. Kimisi "bedava mezar bulsam içine girerim" diyebilecek karakterdedir, kimisi "nerede beleş, oraya yerleş" mantığındadır.

Maddi değerleri bedelsiz (para ödemeden) satın alabiliriz. Peki ya dostluk arkadaşlık? Bazı değerlere ulaşmak için para yetersiz kalıyor maalesef...
foto: deviantART

18 Aralık 2009 Cuma

günün videosu

DJ Kaan Gökman'dan Ethno Side 2009 müziğini fon alarak blogum için bir video hazırladım.
video

14 Aralık 2009 Pazartesi

bozuk sifon

Beni çok tanımadığım insanların evinde sifonu bozuk tuvalete mahkum eden herkes eşit ölçüde sorumludur kendimi içinde bulduğum tatsız durumdan. Beni oraya sürükleyen de, o sifonu bir türlü yaptırmayan adam da, tuvalete girdiğimi görüp gerekli talimatları vermeyen evinin kadını da aynı ölçüde suçlu benim gözümde.

Sonuçta sizin sifonunuz çalışmıyor, ama kendi içinizde bir sisteme oturtmuşsunuz olayı belli ki.

Ama sifonu bozuk olan her evde değişik bir sistem vardır. Kimi bozuk sifonun vanasını açarsın, dolmasını beklersin, dolunca çekersin sonra vanayı yine kapatırsın. Bazen de tesisatı hiç ellememek gerekir, daha vanayı açtığın gibi su basar başka insanların banyosunu. Ben mesela risk almak istemem böyle bir durumda. Vanaya falan hiç bulaşmadan kova, leğen vb. ararım çok da tanımadığım insanların tuvaletinde. Teknoloji ve iletişim çağında beni "keşke s.çmasaydım lan" dedirtecek kadar tatsız bir duruma soktunuz, bunu engellemek elinizdeyken hiçbir şey yapmamayı seçtiniz. Ne bileyim, bu olayın üstüne çay ikram etmenizin hiçbir esprisi kalmıyor benim için.

uykusuz dergi-"o sırada erman çağlar"

13 Aralık 2009 Pazar

Bu filmin adını koyamadım. "Adını Sen Koy"

Bu akşamüstü ablamla birlikte Tuna Kiremitçi'nin yazıp yönettiği "Adını Sen Koy" adlı filme gittik. Filmin her yerde reklamının yapılması ilgimi çekmişti. Sitelerde bazı yorumcuların yaptığı "paranıza yazık, gitmeyin" uyarılarına rağmen filmi merak ediyordum.

Filmin konusu şöyle: Can ile sevdiği kız Aybige yakın zamanda evlenecektir. Fakat Can'ın çocukluk arkadaşım dediği en yakın dostu-kankası Ilgaz'ı, Aybige ile tanıştırması ile olaylar karmaşık bir hal alır.

Öncelikle daha önceden ıssız adam filmi ile tanıdığım Melis Birkan'ın oyunculuğunu beğendiğimi belirteyim. Öyle sıradan-samimi bir duruşu var ki filmi gerçekçi kılan da Birkan'ın oyunculuğu. Ayrıca Ilgaz'ın abisi rolünde izlediğimiz Ahmet Mümtaz Taylan'ın oyunculuğu çok iyiydi. İntihara eğilimli adam rolünde çok başarılıydı. Ilgaz rolündeki genç, daha önceden Mahsun'un "Güneşi Gördüm" filminde travesti olmuştu. Bu filmde de iç dünyasını çözemediğimiz bir karakteri canlandırıyor. Filmdeki karakterlerin çoğu, yıllar önce ailesinden kayıplar vermiş. Hepsinde hafif içe kapanıklık, ruhsal problemler var. Özellikle Ilgaz ve abisi. Abi, zaten akıl hastanesine yatıp çıkıyor.

Filmin senaryosunda kopukluklar var gibi geldi. Yani filmi izlerken "Bu niye böyle oldu ki?" gibi tepkiler verebiliyorsunuz. Ilgaz'ın Aybige'ye hangi ara aşık olduğunu da çözemedik. Ilgaz'ın Aybige'nin fotoğrafını bilgisayarda duvar kağıdı yapması dışında sevgi ispatı göremedik filmde. Sadece resme bakarak aşık olunabiliyor demek. Belki de konu sandığımızdan çok farklı. Ilgaz, yakın arkadaşının evlendiği kızı sevmekten ziyade belki de arkadaşının mutlu oluşunu kıskandı. İşte bu gibi durumlar netleşmiyor. Belirsizlik var.

Filmde mutluluğu yakalayaman abi-kardeş (Ilgaz ve abisi), dengesiz bir kız (Aybige)... gibi farklı karakterleri tanıma fırsatı buluyorsunuz. Filmin sonu sanki devamı gelecek gibi, lank diye bitiyor.

"Neşeli Hayat" filminden sonra bu filme gidip yine Türk filmi izleme sonrası pişmanlık duydum. O kadar abartıya farklı birşey beklerdim. Pişman değilim. Oyunculuklar güzeldi. Film Eskişehir'de geçiyor. Diyaloglar çok. Arada anlamlı güzel laflar ve duygusal anlar oldu. Issız adam kadar ağlatıcı finali olmasa da sonunda biraz üzüldüm. Kafamda hala sorular var o ayrı.

11 Aralık 2009 Cuma

Restorantımıza davetiye kazandınız!

Günlerdir yazasım yok. Rahatlık hiç yok. Sayfanın sloganını değiştirdim. "Bir gencin rahat olma çabaları" yeni sloganım.


Aslında eskiden çok daha çekingen biriydim. Şu üniversite yıllarım en sosyal dönemim. Eve aşırı yakın bir üniversiteye gidiyorum ve 3. sınıftayım. Seneye okulda son senem olmasını diliyorum. En karmaşık mühendislik dalını seçmişim. Mühendislik okuyanlar beni anlar, kafayı yormadan çabalamadan ders geçilmiyor.
Şu an boş günlerimde ülkemizin tanınmış online site-portallarından birinin şehir-yaşam sayfalarında stajyer editör olarak çalışıyorum. İnternetle ilgili olmam, bu siteye sahip olmam vb. nedenlerle hemen işe kabul edilmiştim. Kazanç olmayınca sevdiğin işi yapmak da bir müddet sonra sıkıyor. Çalıştığım yerde çoğunlukla etkinlik, parti ve konser ilanlarını girmek, photoshopla resim kesip biçip eklemekle uğraşıyorum. Parti girişi yapa yapa gece hayatında bulunmasam da her mekan hakkında bilgim oluştu. Stajyer olarak işe alınırken yaptığım röportaj çalışmalarından bahsetmiştim. İleride yine bir ünlü ile röportaj ayarlarsam orada da yayınlatabilirim.
Annem de Bağdat Caddesine yakın, Şaşkınbakkal semtinde ev yemekleri üzerine cafe & restorant açtı. Onun da telaşı var. Bir ara gidip fotoğraf çekebilirsem sitelerimde orayı tanıtmayı planlıyorum. Merak edenler için broşürümüz aşağıda bakabilirsiniz:

(resmin büyük hali için ŞURAYA tıklayın)

*Restorantımızın eski işletmecisi Zehra hanım, geçtiğimiz aylarda bu mekanla gazeteye haber olmuş. Haberi okumak için ŞURAYA tıklayınız.

Restorantın adını, çalışanlarını ve tarzını değiştirmedik. Müdavimleri olan bir mekan. Siz de hem sağlıklı beslenmek hem de uygun fiyatla karnınızı doyurmak istiyorsanız bekleriz...

Restorantımızla ilgili fotoğraflı geniş tanıtım yazısını daha sonra yayınlayacağım.

04 Aralık 2009 Cuma

Neşeli Hayat filmini gördüğümden beri neşesizim

Yılmaz Erdoğan'ın gösterime giren yeni filmi "Neşeli Hayat", sizi sürekli neşelendiren değil ara sıra güldürüp çoğu zaman içinizi sıkabilen bir film. BKM oyuncularının bu filmde oynadığını görüp, "Kesin çok komik bir film" diye gitmeyin yanılırsınız.


Öncelikle başroldeki Yılmaz Erdoğan'ın ve karısı rolünde izlediğimiz Büşra Pekin'in oyunculuğunu çok beğendiğimi belirteyim. Film boyunca pek sıkılmadım ama çok da heyecanlanıp şaşırmadım. Zaten film sonunda sizi şaşırtacak çok mutlu bir sahne ya da hüzünlü bir an beklemeyin. Alelade bir şekilde yılbaşı akşamında film sona eriyor.

Filmin anlatımı güzel. Gecekondu semtindeki sıradan insanların yaşam mücadelesi. Konu, İstinye Parkta günlüğü 40 TL'ye noel babalık yapan Rıza'nın (Yılmaz Erdoğan) maddi sıkıntıları üzerine yoğunlaşıyor. "Neşeli Hayat" başka bir anlama daha geliyor. Onu burada yazarsam özelliği kalmaz, gidin görün. Genel olarak parasal mesele üzerinde çok durulmuş. Neredeyse filmin yarısı gereken parayı arayıp bulmakla geçiyor. Fakat bunu anlatırken fakir edebiyatı yapmıyor. Mutlu olmaya çabalayan bir adamın hikayesini anlatıyor. Oyuncular başarılı. Yılışık belaltı espri yok. Doğal bir anlatım var. Eleştirmenlerin filmi beğenmesinin nedeni de bu bence. Büyük gişe başarısı yakalanacağını düşünmüyorum. Eleştirmenlerin övgüler yağdırdığı ve festivallerden ödüllerle dönen çoğu film gibi beni çok etkilemeyen bir filmdi. Hıncal Uluç "hayatımda izlediğim en güzel film" tarzında bir yazı yazmış bu film hakkında. Bazı isimleri çok abartıyor. Uluç'un aşırı beğendiği şeyleri ben çok beğenemiyorum zaten.
Yeni yıla doğru sakin dinlendirici bir film arıyorsanız bu filme gidin derim. Aksiyon, heyecan ve sürprizin olmadığı konusu; trajikomik, az masraflı bir yapım...
NOT: Filme arkadaşlarla ders arasında gittik. "Kızlar paramızı geri ver!" diyecek hale geldi. Benim zorumla girmişlerdi bu filme. Ben de eleştirmenlerin gazına geldim. 2012'yi de inat ettim izlemeyeceğim.

Blog DirectoryAdd to Technorati FavoritesSubscribe to me on FriendFeed

İLETİŞİM: rahatyazar@hotmail.com BLOGGER 2008

tıkla sayfamda YUKARI GİT