31 Ocak 2010 Pazar

sevgililer gününe hazırlık

Figen'in kız arkadaşıyla konuşmasına şahit oldum. Sevgililer gününe yaklaşırken şu an sevgilisi olmadığı için tüm eski sevgililerine cep telefonundan çağrı atmış. Tek tek aramaya başlamışlar. Bahane olarak "pardon, yanlışlıkla oldu" demiş. Sonra "napıyorsun görüşmeyeli?" konularına geçmişler...

Kız, böyle böyle tel. rehberinde kayıtlı olan tüm eski arkadaşlarıyla hasret gidermiş. Bazılarının nişanlandığını öğrenince yapmacık bir sesle "hadi canım olamaz! Hayırlı olsun canım mutluluklar" diyerek telefonu kapatmış.
Yıllarca peşinde koşan ve zamanında zorla kendi terkettiği çocuğu aramaya karar vermiş. "O kadar peşimde koştu. Eğer şu an yalnızsa muhakkak bir program yapar benimle 14 şubata" diye düşünmüş.
Sonuç gene hüsran. Son şansı olan bu erkek de, şu sıralar çok yoğun olduğunu önemli bir proje aldığını ve yurt dışına çıkabileceğini söylemiş.
Figen, "evlendim" dese daha az üzülürdüm diyor. Adamın şu an önemli bir holdingde yurt dışı bağlantıları yapacak konuma gelmesi onu daha çok üzmüş. "Adamı 5 sene önce terkettiğimde 'office boy' olarak çalışıyordu." dedi.
Her yerde promosyon. Sitelerde sevgililer gününe özel promosyonlar yapılıp hediyeler dağıtılıyor, yollarda kalpler uçuşuyor, sinema salonlarında her iki yanında çiftler oturuyorken Figen rahat edemiyormuş.
Anlık panik ve yalnızlığın verdiği çılgınlıkla tüm eski sevgililerini tekrar başına musallat ettiği için şu an daha çaresiz. Figen "kendi terkettiğim tipler nasıl olsa bana geri döner" diye düşünürken tam aksi olmuş ve Figen'i zamanında üzüp bırakan, hatta kullanan "zalimler" diye tabir ettiği grup ondan bir şans daha istemiş.
Şans verme konusunda kararsız. "Eski aşk tekrar alevlenebilir mi?" ya da "Ex'ten next olur mu?" diye kafa patlatıyor, tüm kızları toplayıp her birinden akıl oluyormuş.
Onu terkeden ve zamanında pek de iyi hatıralar bırakmayan sevgilisine Figen geri dönecek mi bilmiyorum ama böyle giderse bu sevgililer gününde de yalnız kalacağı kesin...

25 Ocak 2010 Pazartesi

Seri katil filmimiz: Ejder Kapanı

Dün, ablamla ülkemizin ilk seri katil filmi olarak duyurulan "Ejder Kapanı" adlı filme gittik. Kenan İmirzalıoğlu ve Uğur Yücel iki polisi canlandırıyor. Uğur Yücel, emekliye ayrılmak üzere olan başkomiser.

Çocuk tecavüzcülerini öldüren bir katilin izinde adalet kavramının sorgulandığı filmde, iki deneyimli dedektif Abbas ( Uğur Yücel ) ve ' Akrep ' Celal ( Kenan İmirzalıoğlu ) bir seri katilin peşine düşerler. Katilin kurbanları aftan yararlanıp çıkan sübyancılardır. Eldeki ipuçları askerden dönen Ensar'ı ( Nejat İşler ) işaret etmektedir.

Konu böyle. Nejat İşler filmin başında ve sonunda gözüküyor. Berrak Tüzünataç ise çoğu sahnede yer almasına rağmen tek zor oyunu sevişme sahnesi gibi duruyor. Film boyunca sıradan bir oyunculuk performansı sergiledi. Ceyda Düvenci ise Uğur Yücel'in pavyon şarkıcısı olan sevgilisi rolünde. Ona göre farklı bir rol ve iyi oynamış. Ezel dizisinde başrolde izlenen İmirzalıoğlu ise bu filmde doğu şivesiyle konuşan kaba saba psikopat bir karakteri canlandırıyor.

Şiddet sahnelerinden etkilenenler ya da morg sahnelerini (yaralı çıplak vücutlar) kaldıramayacak bünyeler bu filmi izlemesinler.

Filmde baştan sona seri katilin izi sürülüyor. Katil, öldürmeden önce işkence yaptığı adamları videoya almış ve tüm bu görüntüleri bazen emniyet müdürlüğüne yolluyor. Filmde katili haklı bulan halk da anlatılmış. Çünkü katil, aftan çıkan sübyancı-tecavüzlerin şeyini kesip atan onlara işkence eden biri. Bir taraftan baktığınızda intikam alan bir adam var. Tabi ki seri cinayetler işlemesi suç teşkil ediyor ve dedektifler onu yakalamak zorunda.

Filmde karamsar hava hakim. Sürekli gece ve yağmurlu bir gökyüzü. Herhalde gerilimi izleyiciye iyi aktarmak için böyle bir yol seçmişler.

Sonlara doğru kovalamaca sahneleri ve galata köprüsü açılırken taksiyle köprünün üzerinden uçan Uğur Yücel... Bu sahne için özel ekip getirilmiş güya. Yani fragmanda bu sahneleri görüp gidenler baştan sona aksiyon uçan arabalar falan hayal etmiştir ama biz baştan sona morg, kan, direklere asılmış sarkıtılan cesetler gördük. Gözü oyulmuş adam ve üstünde böceğin yürümesi gibi korku filmi sanki testere (saw) izliyorum dedirten sahneler vardı.

Neyse işte sonuç olarak bizim ülkede seri katil filmi nasıl yapılıyormuş gördük. Kenan İmirzalıoğlu olunca önceden Şener Şen'le oynadığı "Kabadayı" filmi kafamda canlandı. Orada da emekliliğe yaklaşan kabadayı vardı burada da bu cinayeti çözdükten sonra emekliliğe ayrılacak olan Uğur Yücel. Alakası yok ama İmirzalıoğlu yine kötü adamdı buradan size bir ipucu gelsin. Ejder şekli de cinayet olayıyla alakalı.

Polisiye seviyor ve şiddet, aksiyon dolu bir yerli yapım nasıl çekilebiliyor diye meraklanıyorsanız gidin görün.

19 Ocak 2010 Salı

Retro olmak isteyen?

İstiklal caddesi üzerinde, tünele giderken suriye pasajı'nın içinde bir mağaza: by Retro

Tam vintage deposu. 50'li, 60'lı, 70'li yılların kıyafetleri... Televizyonda izlediğimiz dönem dizilerinin ve birçok filmin kıyafetleri buradan kiralanıyor.

Şapkalar, montlar, elbiseler, ceketler.... Değişik gözlüklerden ayakkabı çantalara kadar dolu çeşit var. Mekandaki koku zaten sizi alıp eski dönemlere götürüyor.

By Retro'nun içerisindeki diğer bir ayrıntı da mağazanın müzikleri. Genelde balkan ezgileri dinliyorsunuz. Fakat bir anda eski türk filmi müziği de çalabiliyor club müzik de... Aşağıdaki fotoğrafta DJ tesisatını görüyorsunuz. Yerde eski plaklar, tozlanmış gitarlar. Bilgisayar ve kolonlar bile eski antik piyanonun üstüne yerleştirilmiş.
Bu atmosfere girip mekanı incelemeye kalkarsanız saatlerin nasıl geçtiğini anlamazsınız. Ben bir süre sonra oturup dinlenmeyi tercih ettim. Örneğin maskeli baloya ya da tematik kostümlü bir partiye davetliyseniz kıyafet almak ya da kiralamak için uğrayacağınız ilk ve tek yer burası olmalı. Sonra şu bazı kliplerde kullanılan ilginç gözlüklerden denedim. Panjurdan bakar gibi.... Mekanın çalışanları çok yardımsever. İçeri girip birşey alamasanız da girin karıştırın. İstiklali bilip de şu sıradışı mağazaya uğramadan geçmek olmaz...

Oradan şuursuzca eski şeyleri alıp giyerseniz "demode" olursunuz, ama bilinçli seçilmiş doğru kıyafetlerle tarihi günümüze taşıyabilir ve siz de "retro" olabilirsiniz.

16 Ocak 2010 Cumartesi

benim her yerde elim kolum var...

Günlerdir yazamadım çünkü finallerle boğuştum. Salı günü de son finalime girerek uzun sömestr tatilime start vereceğim.


Yarın akşam (yani 16 ocak cumartesi) Taksim'de ücretsiz Tarkan konseri olacakmış. Ben de o saatlerde yine Taksim'de Hayal Kahvesi Bistro'da olacağım. İzdiham olmaz umarım.


Let Me Entertain You by Sibel Tüzün programında çekildiğim fotoğraflar için TIKLAYIN.

Konserle ilgili detayları bir sonraki yazımda yayınlayacağım. Sibel Tüzün, 60'lar, 70'ler ve 80'lerin klasik olmuş en güzel parçalarını seslendirdi. Üstelik her döneme ait kostüm ve aksesuarlarla...

YEPYENİ YAZILARIM 19 OCAKTAN SONRA YAYINDA OLACAK!

08 Ocak 2010 Cuma

Bohem hayatı dediğin modern serserilik mi?

Keşke hepimiz rahat olsabilsek... Umursamaz, boşvermiş hiçbir şeyi kafaya takmayan, yarını düşünmeyen....
Çoğunlukla edebiyatçılar, ressamlar kısacası sanatla ilgilenen kişiler,

Duygu yoğunluğu olan, fakat "aşk olursa olur olmazsa olmaz önemli değil" diyenler,
Maddi konuları dert etmeyenler,
Kalabalık sohbetlerdense sakin bir kafede kitap okumayı tercih edenler, (Bu tarz insanlar Cihangir'de takılmayı sever. Ellerinde genelde kalem, kitap defter üçlüsü bulunur.)
Sınırsız özgürlüğü severler, (Sınırların dışına çıkmak onların doğuştan gelen özelliğidir. Bunu farklı olmak için yapmazlar.) Az kıyafetle idare edebilirler, (Zengin de olsalar salaş takılır ve istedikleri gibi giyinirler. Aynı kıyafeti 1 hafta boyunca giyip gezen tipler varmış.)
Evlerinde radyo, TV bulunması gerekmez,

Yukarıda sıraladığım özelliklere sahip olanlara "Bohem" deniliyor. Çingeneler ve yoldaki şarapçı amcalar da bu sıfatı alabilirmiş ama bazıları bu sıfatı alacak olanların entellektüel bilgi birikimine sahip olması gerektiğini düşünüyor.

Bohemya hayali bir ülke. Bohem akımı, ilk kez Paris'te ortaya çıkmış.* (La Bohème)
Rahmetli ünlü söz yazarı Aysel Gürel'in tarzı bohem hayata örnekmiş. Kendisinin evindeki çöpleri bile atmayacak kadar rahat olduğunu biliyorum. Evinin bir odasını çöplere ayırmıştı ve sadece simit-peynirle günlük öğünlerini geçiştirebiliyordu.

Ülkemizde erkekler bohem sıfatını alabilirken, bohem olmaya çalışan kadınlar iffetsiz damgası yiyor. Yani sınırları zorlayan bir kadına ne gözle bakarlar bilirsiniz.

Batı, bohemi bize romanlarda ve filmlerde gösteriyor. Paris'te iki günde bir yemek yiyerek otel odasında yaptığı yağlı boya tabloyu bitirmeye çalışan bir ressam ya da tek gecelik ilişkileriyle anı yaşayan bir karakter. Yalnız, bu filmlerin sonu iyi bitmiyor. Ressam açlıktan ölüyor, diğer karakter fahişe oluyor. Sapına kadar bohemin sonu da hastanelik olmakmış.
Ülkemiz gençliği serserilikle bohemliği ayıramıyor. Nette okuduğum bir yazıda çok güzel anlatılmış. Bizim Türk gencinin yaşamı planlı. İlkokul-ortaokul-lise ve sonra sınava girmek, üniversite hayalleri... Bu tarz planlı bir yaşam, bohemin umursamazlığı ve savurganlığına ters düşüyor zaten.

Recep İvedik: 'Bu ne saçma hayat, bu ne dingil hayat ya, bu ne kopuk hayat, bu ne manyak yaşam tarzı ya, bu ne bohem ya!'....

foto

01 Ocak 2010 Cuma

2010'a nasıl girdim?


Hala uykuluyum. Okuldan arkadaşlarımla Etiler'de Vodka adlı kulüpte yeni yıla girdim.
Pek fazla eğlendiğim söylenemez. Zaten mekan adı Vodka ya başka alternatif içki yoktu önüme çıkan. Masadaki hazır şişelerden vodka doldurup durdular.

Fazla içmediğimden sarhoş olmadım. Yan masamızda benden yaşça hayli büyük olan tipler, devrilerek geceyi noktaladı. Oturduğum koltuğa bir adam devrildiğinde neyse ki ben yerimden kalkmıştım. Topuklu ayakkabılarıyla tökezleyen kadınlar da vardı. Tuvaleti mide bulantısı şikayetiyle dolduran kalabalık azaldığında, lavabo delikleri çoktan tıkanmıştı. ( Düşünün artık pisliği!)

Mekanda çalan müziklerde belli bir tarz yok. Club müziği, türk pop müziği derken gecenin ilerleyen saatlerinde "kara biberim", "tombul tombul memeler" çaldı. O saatte kafalar gittiği için herkes bu garip şarkılarla eğlenmeye devam ediyordu. Ankara havası, misket, roman havası bile çalar gibi oldu da kısa kısa geçtiler hepsini...

Geçen sene Kalamış'ta geçirdiğim yılbaşı, sarhoş kız arkadaşlarıma rağmen güzeldi. Bu sene sarhoş kızlar yoktu ama üç tane çiftimiz, dört sapımız vardı. (Saplardan biri ben oluyorum.) Sap grubundan bir arkadaş, mekanda eğlenmeye gelen kızlardan birine "konuşabilir miyiz?" demiş. Kız kibarca geri çevirmiş ama sonra o kızın masasındaki erkeklerden biri gelip bizim sap arkadaşa posta koymuş. Neyse ki olay büyümeden halledildi. Yanlış anlaşılma olmuş. Bizim arkadaş, kızı sahipsiz (yanında erkek yok) sanmış falan...

Gece olaysız noktalandı. Yeni yıla girerken yaptığım geri sayımı bile anlamadım. Saat 23:00'ten sonra ortam hareketlendi. Mekan müziklerle coşturdu ki bir baktım yeni yıla 10 dk kalmış. Hala oturanlar var. Bari oturarak girmiyim dedim kalktım. Değil 10, Dj direkt 3'ten geri saymaya başladı saniyeleri. 3-2-1...... ooo 2010!
Sonra sarılma, kutlama faslı; her daim içki içme, arada sigara içme, işeme molası... Güya sigara içme yasağı var ama yasak 00:00'dan sonra birtakım kişiler tarafından delindi sanki.

Akşam arkadaşımda kalıp sabah erkenden eve döndüm. Onların uyanmasını bekleyemezdim. Ben başka yerde rahat uyuyamıyorum da:)

2010'un herkes için iyi geçmesini diliyorum. Geride güzel anılar ve başarılar kalsın istiyorum.

Not: Yeni yıla özel yenilik yaptım ve blog temamı değiştirdim. Soğuk mavi tonlardan sonra enerjik turuncu renkli tasarımda karar kıldım farketmişinizdir.

Blog DirectoryAdd to Technorati FavoritesSubscribe to me on FriendFeed

İLETİŞİM: rahatyazar@hotmail.com BLOGGER 2008

tıkla sayfamda YUKARI GİT