22 Şubat 2010 Pazartesi

Bu meslekler pek bir rahat!

Bahsedeceğim "meslek sahipleri" kendi kendilerine meslek üretenler. Bu tip insanlar belirli alanda bilgi sahibi olup o alanda kendilerini en üstün kişi ilan ederler. Belki de sizden daha az bilgililer ama toplumda o meslekle kabul görmeye çalışırlar. Gerçekten işin eğitimini alan ve topluma faydalı olanlar da var ama dışarıdan bakınca bu meslekler pek bir rahat!

Bu meslekler neler?
1-İlişki uzmanları: Aldatma, aldatılma gibi konular insanların ilgisini çekiyor. Herkeste bir şüphecilik. Evli insanlarda mutsuzluk var. Doğal olarak boşanma vakalarında da artış. Bu vakaları önleyeceğini ve bozulan ilişkileri tamir edebileceğini iddia edenler var. "İlişki uzmanı" denilen bu kişilerin ne hakla bu işe soyunduklarını ve hangi okuldan mezun olduklarını dahi bilemiyoruz. Tek bildiğimiz konu; ilişki uzmanı bayanların kocaları ile ne kadar mutlu oldukları... Fotoğraftaki bayan da gerçekte resim bölümü bitirmiş; ama kadın, erkek dergilerinde yazarlık yaparak ülkemizin ilk "ilişki danışmanlık şirketi"ni kurmuş. Geçimini bu yoldan sağlıyor ve ayrılanları barıştırıyorsa ne mutlu. Bence kendi ilişkilerinde uyguladığı taktikleri aynen başkalarına aktarıyorsa onlara garanti vermemeli! Kimseyi kendi ile bir tutmamalı. Hatırlıyorum da bir keresinde kocasını türlü fantezilerle baştan çıkararak ilişkisini canlı tuttuğunu anlatmıştı. Bu çılgın bayanın adını yazmıyorum şu an. Meraklanan araştırsın.

2-Pilates hocaları: Bazı mankenlerimiz yurt dışında seminerlere gidip hocalardan ders alıyor. Ülkemize dönünce de hemen öğrendikleri eşsiz bilgileri bizimle paylaşıyorlar. Bilgi spor bilgisi ise hemen o egzersiz hareketlerinin uygulamalı gösterildiği bir video CD çıkarılıyor. Sabah programları yapıp doğru beslenme taktikleri veriyorlar. Bu taktikleri verirken öncelikle yemek ve egzersiz konusuna değiniyorlar. Doğal katkısız organik gıdalardan bahsediyorlar ve suratlarındaki inorganik botox sıvılarını ve dudak silikonlarını sanırım doğuştan gelen özellik sayıyorlar.
3-Manken+şarkıcı: Bizim ülkemizde mankenseniz kesin şarkıcı olabilirsiniz. Bu isimler arasında Demet Akalın istisnası dışında, en son malum acı hatıralarından ders alıp "güçlü kadın" imajını sarsmayan "Tuğba Özay" ve rock tarzı albüm yaptığını söyleyen hatta "Şebnem Ferah dinleyicilerini hedefliyorum" diyen Ece Gürsel var. Gürsel, "Ben istiklal caddesi gençliğine hitap ediyorum. O civarlarda sahne alırım" diyerek geleceğini şimdiden kendi elleriyle çiziyor.


4-Yaşam Koçları: Bu meslekten olanlar psikolojik rahatsızlıklarla değil insanların hayatlarında nasıl daha başarılı olabileceğiyle ilgilenir. Ünlüler doğru kararlar vermek için yaşam koçu tutuyor. Bu bizim için lüks. Kendi kendimizin yaşam koçu olalım en iyisi:)

5-Reiki uzmanı: Evrenin gücü, çekim yasası, kuantum falan derken herkes birbirine enerji yollamaya ve negatif (olumsuz) hareketlerden uzak durmaya başladı. Reiki dersleri alan sosyetikler yan yana olmasalar da telepati yoluyla birbirlerine enerji yolluyor. Bu uzmanlar arasında dokunarak ya da vücuda şifalı taşlar koyarak tedavi edenler var. Onlara biyoenerji uzmanı deniyor.
6-Organizatör: Bu meslek, biz üniversite öğrencileri arasında çok yaygın olmaya başladı. Partisever üniversite gençleri, artık mekan sahipleriyle anlaşarak o mekanın haftalık programının reklamını yapıyor. Yani facebookta gruplar açıp milleti davet ediyorlar. "Çabuk olun, son davetiye!" ya da "bizi erken arayanlara giriş indirimli." gibi duyurularla milleti gaza getirmeye çalışıyorlar. Ne kadar çok kişiyi o gece kulübe sokarlarsa o kadar başarılı oluyor ve belki de o akşam beleş eğleniyorlar. Bu tipler arasında profiline "organizasyoncu" gibi mesleki sıfat ekleyen bir arkadaşa rastlamıştım da oradan aklıma geldi.

20 Şubat 2010 Cumartesi

Ödünç veren, riski göze alır...

Arkadaşınız çok zor durumda. Ona, sizden istediği bir şeyi sonra geri almak üzere vereceksiniz. Buna "emanet" diyoruz.

Bence bir şey emanet etmeden önce, emanet ettiğimiz kişinin güvenirliliğini göz önünde bulundurmalıyız. Malınız zarar görecek ise varsın adınız "cimri" olsun!

Rahat biri olmadığım için çok zor durumda kalsam bile birinden bir şey almamak için kendimi kasarım. Diyelim hırkamı unuttum. Soğuktan donacağımı bilsem de arkadaşım kendisi düşünüp bana hırkasını vermeden ben ondan o hırkayı isteyemem. Fakat zorla benden hırkamı alıp giden bir arkadaşım olmuştu. Tamam o benden daha uzağa gidecekti ama ben eve gidene kadar n'apacaktım? Arkadaşım da pek sorumluluğunu bilen biri olmadığı için annem bile "sen o hırkayı unut!" demişti.

İlkokul yıllarında çok sevdiğim bir kitabım vardı. Kitabın sonuna gelmeden kapağını beğenip benden okumak için o kitabı isteyen arkadaşlarım olmuştu. Bitirince kitabı onlara vereceğimi söylemiştim. Ben bitirene kadar onlar zaten kitapçıdan gidip o kitabı almışlardı.

Bazısı var. Kitabı alır, okur. Aylar, yıllar geçer getirmeyi unutur. Kütüphanesindeki kitap sayısı bu şekilde yarıya inen entel bir akrabamız var. Adam, sonunda ödünç vermeyi bırakıp sadece tavsiye vermeye başladı.

Geçen bir arkadaşla bozuştum. Ben yokken başka bir arkadaşımdan fotoğraf makinesi ödünç almış. Alırken de demiş: "Rahatyazar da tam benimle konuşmayacak zamanı buldu. Yoksa onun makinesini alacaktım." Konuşuyor olsam makinemi verirdim ama tüm riskleri göze alarak. Sırf bu şekilde düşünen ben değilim. Makinesini veren kız da tüm gün "Yarın partiye gideceğim en kısa zamanda fotoğraf makinemi getir!" diye çocuğa telefon etti.

Aynı kız, geçen gün topuklu giydiği için zor yürüyen arkadaşına az topuklu çizmesini ödünç verdi. Verirken de laf arasında "Sakın bir şey olmasın, onlar benim her şeyim." dedi. Düşünün bu iki kız birbirine kardeş kadar yakın.

Emanet alan rahat tipse-öyle olmasa almaz zaten- emanet veren de o kadar rahat olmalı. Fakat, günümüzün kısıtlı şartlarında insanların sahip olduğu malların değeri dostluk, kardeşlik gibi kavramların önüne geçebiliyor. Bunun cimrilikle alakası yok.

19 Şubat 2010 Cuma

Şarkılarda dikkat çeken tarzlar...

Bence her şarkının hitab ettiği bir kitle var ve herkes kendi duygularını dışa vurmasını kolaylaştıran şarkıcıları dinliyor.

Örneğin; asi, vurdumduymaz ve özgürlüğüne düşkün gençler rock tarzını benimser. Ben sakin bir yapıya sahip olduğumdan anca soft rock dinleyebiliyorum.
İçkisini yudumlarken aynı zamanda arkadaşlarıyla sohbet etmek isteyen havalı tipler lounge (salon müziği) dinler.
Genellikle orta yaş üstü, kültürümüzü koruyan, dilimizi en saf haliyle bozmadan kullanan insanlar türk sanat müziği dinlemeden yapamaz.
Acılarını hatırlayarak tekrar tekrar üzülmek isteyenler en arabesk şarkılarda kendini kaybeder.
Başta da belirttiğim gibi dışavurumu kolaylaştıran şarkıcılar var. Örneğin Demet Akalın şarkıları hep sitemkardır. Eski sevgili ardından söylenen öfkeli sözler hep onun şarkılarında hayat bulur.

"Yüzünü bile görmek istemiyorum, yoluma çıkmasan iyi edersin.
Sözlerim sana ağır mı geldi? Kalbini mi kırdım? Afedersin!"

Şarkıcının kliplerindeki bakışları da hep, "artık şansını kaybettin" tavrını simgeler.

Demet Akalın şarkıları, her yediği haltı çaktırmadan duyurmak isteyen çocuksu kızlarımızın msn iletilerini süslemektedir.
Üşenmedim ve Demet Akalın albümlerindeki şarkı isimlerini araştırdım. "Unuttum", "Allahından bul", "Alçak" gibi parçalara rastladım. "Afedersin" içlerinde en nazik olanıymış.
"Kalbimi kapatmışım sen gibilere, sen de kendin gibi bir şerefsize aç!" cümlesi var bir diğer parçasından aklımda kalan.


Tarkan var. O da "dudu dudu", "kuzu kuzu", "yakalarsam muck muck", "vay anam vay" gibi tekerleme esasına dayalı parçalar yapıyor. Yeni albümünde de "cici cici", "bıdı bıdı" gibi ikilemeler ya da "üfflee püffle", "hüüüüp diye çek" gibi efektli sözcükler kullanmaya devam eder mi çok merak ediyorum.

Serdar Ortaç'ın pop müziğe katkılarını söylemeden olmaz. Adam öyle kafiyeler üretiyor ki söz öbekleri arasındaki anlamsızlığı umursamıyor direkt ritme odaklanıyoruz. Bir müddet sonra farkediyoruz ki tüm şarkıları birbirine benziyor. Ortaç olmasa yeni çıkanlar kimden şarkı alacaklardı acaba? Daha fazla yeni -özellikle mankenlikten gelen- isimlere şarkı verirse bıktırabilir, kendinden soğutabilir. Bence bir değişim yapmalı.

Aklıma takılanlar bunlar... Rahat Yazar, müzik blogu değil ama kafamda yer eden ve ülkemizde her ne kadar eleştirilse de büyük ilgi gören (popüler) tarzları incelemeye devam edeceğim...

13 Şubat 2010 Cumartesi

Uzay üssü gibi, işte 11:11 club!


Dün doğum günümdü ve akşamına ablamla birlikte Tepebaşı'ndaki bu sezonun en iddialı ve çok konuşulan gece kulübü 11:11'e gittik.

Gittiğimizde saat 00:00 ve erkendi. Mekan yeni hareketlenmeye başlıyordu. Fakat gece 02:00'den ortalık karıştı ve herkes elektronik dans müziğine kendini kaptırdı. Mekana giriş normalde ücretsiz olmasına rağmen dün DJ Alex Celler party vardı ve giriş fiyatı öğrenci: 25 TL ödedik.

11:11 clubın dikkat çeken özelliği New York gece kulüplerini aratmadığı söylenen uzay üssü gibi dizaynı. Işıklı uzun koridoru ve beyaz duvarlı, aydınlık, iç karartmayan asmosferi ile insan burada eğleneceğim diye başta kendini şartlıyor. En ilginci mekanın içinde koca bir oda var. Bu odada girişteki bölümden farklı müzik çalıyor. Odadaki Dj farklı yani. Ayrıca bu iki ayrı bölümdeki müzik birbirine karışmıyor ve mekandaki ses yalıtımı sayesinde insanlar birbirleriyle çok rahat sohbet edebiliyor.

Aynı ritm ( dım tıs dım tıs) elektronik, hafif techno ya da disco müziği ile eğlenirim diyorsanız burası tam size göre. Mekan geç saatte kalabalıklaşıyor ve insanlar yan yana hatta koridorlarda dans ediyor.

Dün -cuma günü- yabancılar çoktu. Marjinal tipler fazlaydı. Tuvaletler çok kalabalıktı ve aynı anda bir kabine iki erkeğin girdiğini gördüm. Benzer durumla ablam da kadınlar tuvaletinde karşılaşmış.

Sevgililer günü geldiği için duvarlara siyah kalpler kondurulmuş güzel olmuş:)
Müşteri kalitesi tartışılmaz çünkü mekan kusursuz zaten. Yaş ortalaması 20-30 aralığında değişiyordu. Damsız girilmez şartı tabiki yok ve tüm gruplar sürekli kesişme halindeler. Asla kimse kimseye rahatsızlık vermiyor. Ortam samimi olunca herkes sadece dans ediyor, eğlenmesine bakıyor.

Pazartesi okul açılıyor ve tüm arkadaşlar memleketinde. Onlar da ayrı program istedi. Herkesin İstanbul dışında olmasına ve buraya gelince zorla beni de coşturmalarına sinir oluyorum. Millet kendi doğum gününde olay yaratır. Benim hep şubat tatiline denk geldiği için karambole gider geçiştirilir.

Neyse ki bu yeni yaşımı ailemle gündüz sakin, gece de sıradışı 11:11'de ablamla (solda) kutlayarak karşıladım.

Mekanı incelemek isterseniz

http://1111.com.tr/ adresine bakın.




Oyuncak Hikayesi 3 geliyor. İşte fragman!


video

1995 yılında "Oyuncak Hikayesi" filminin ilki sinemalardaydı. Ben o yaşlarda filmi çok beğenmiş ve filmden sonra eve gidince oyuncaklarıma daha farklı bakmıştım. Filmin etkisi ile sanki onlar da birer canlı varlık gibi gelmişti gözüme.

Çok sevilen “Oyuncak Hikayesi” filmlerinin yaratıcıları, yeniden oyuncak kutusunu açıp OYUNCAK HİKAYESİ 3 ile sinemaseverleri Woody, Buzz ve oyuncak karakterlerden oluşan sevimli çetenin dünyasına davet ediyor. Woody ve Buzz, sahipleri Andy’nin günün birinde büyüyeceğini kabullenmiş durumdadır peki o gün gelip çattığında ne yapacaklardır? Serinin üçüncü bölümünde Andy, üniversiteye gitmeye hazırlanmaktadır, sadık oyuncakları ise belirsiz gelecekleri yüzünden endişe içinde kalır. “Oyuncak Hikayesi 2” ve “Kayıp Balık Nemo”nun ortak yönetmeni Lee Unkrich seyircilerin sabırsızlıkla beklediği bu filmin yönetmenliğini yapıyor. “Küçük Gün Işığım”ın Oscar ödüllü senaristi Michael Arndt ise bu filme eşsiz yeteneğini ve komedi anlayışını katıyor. OYUNCAK HİKAYESİ 3 seçkin sinemalarda Disney Digital 3D™ olarak gösterilecek. Film 18 haziranda vizyonda!

11 Şubat 2010 Perşembe

sigara sayesinde sosyalleşmek...

Sigara içenler kulübüne üye değilim. Bir mekana gittiğimizde sigara içenlerin oluşturduğu grubu mecbur takip etmek zorunda kalıyorum. Onlar içmeye giderken tek başıma takılacak halim yok.

Diyelim bir konser var. Sanatçı konseri yarıda kesip "Şimdi size bir on dakikalık mola, hem ben de kıyafetimi değiştiririm" diyor. Herkes sevinçle salonu terkedip sigara içme alanlarına koşuyor. Hatta çoğu mekanda bu yasak deliniyor millet çaktırmadan yakıp yakıp söndürüyor.Televizyonda Okan Bayülgen, "sigaraya hayır" konulu filmleri yayınladığı dakikalarda halbuki kendisi sigara molası veriyor. Bu madde "öldürür", "kısırlaştırır", "zehirler" gibi öğütleri dinleyen millet değil iğrenmek o maddeyi daha çok almak istiyor. Zaten zararlı olan her türlü şey insanın ilgisini çeker. Fast food da zararlı o yüzden öğlen hamburgercilerde yer bulunamıyor. Cola da zararlı ama ben su yerine cola içenleri tanıyorum. Alkol en zararlısı derler ama kimse alkol almadan eğlenemiyor.

Şimdi artık neredeyse heryerde brandalı ayrı bölümler yapılmış. Sigara içenler orada biraraya geliyor. Sanki sosyalleşme ortamı. Yani alan dar. İnsanlar sıkış tıkış da olsa elindeki sigarayı mutlulukla yakıyor. Çakmağı olmayanlar, olanlardan çakmak rica ediyor. Birbirini kesenler, süzenler...

Ortak bir amaç için biraraya gelmiş topluluk. Kendimi dışlanmış hissetmemek için ben de pasif içici olarak hayatıma devam ediyorum. Sinüzitim var zevk almıyorum yoksa içmeyi denedim. İçtiğimde de içime çekmediğimi söylüyorlar bunu öğrenemeden bıraktım. İlk denememde "özenti" diyenler sanki lise ya da ortaokul çağlarında özentilikten başlamadı(!) Ben gene olabilecek zamanda üniversite çağımda denedim. Ailem karşı değil de dikkat ediyorum ailesi içmesine kızanlar daha meraklı oluyor. Ben belki de göre göre bıktım...

07 Şubat 2010 Pazar

medya sektöründe staj...

Her zaman istemiştim. İsteğimi gerçekleştirip yazılı-matbaa medyası olmasa da ülkemizde önemli yaşam portalı olan sitelerden birinde staj yaptım.

Ekimde başlayan stajımı geçtiğimiz cuma noktaladım. Yağan kar yüzünden birkaç gün gidemedim diye de bana trip attılar.

Gözlerimlerimi şöyle sıralamak istiyorum.

Televizyon dünyasında reyting kaygısı olduğu gibi sitelerde de tıklanma sayısını arttırmak için türlü kurnazlıklar yapılıyor ya da ilgi çekebilecek haberler manşet olarak veriliyor. Örneğin magazin haberleri genelde hafif cinsellik içeriyor. "Podyumda göğsü açıldı", "Sevişme sahnesi dikkat çekti" gibi....

Sinema bölümü için ünlü aktrislerin fotoğraf galerilerini siteye yüklerken bir tanesinde çoğunlukla hoş yüz fotoğraflarına yer vermişim. Sonra bir arkadaştan uyarı geldi. Daha çok tıklanması için galerinin kapak fotoğrafında göğüs, dekolte, bacak gibi unsurlar ön planda olmalıymış. Sonra istenilen şeyi yaparak aktrisin yüz fotoğrafını, elleriyle göğüslerini avuçlamış haldeki ile değiştirince gerçekten tıklanma sayısında acayip artış gördüm. Sıradan ama yeni vizyona girecek bir filmin yeni fotoğrafları ilgi çekmezken, aktrisin fotoğrafları acayip tıklanıyordu.

En çok güldüğüm şeyler: haberlere gelen yorumlar. Mesela Demet Akalın'ın düğünü ya da bir komedyenin evinin önünde sıraladığı jipleri hakkında çıkan haberin altına hemen; "Biz burada açlıktan ölürken...", "Görmemişler!" , "Böyle rezil insanlara prim vermeyin" gibi yorumlar gelmeye başlıyor. Haber girişi yapan arkadaşların da sırf ortalığı kızıştırmak için haberin altına farklı bir nickle aykırı yorum yazmaları çok akıllıcaydı.


Portal sitelerin kötü özelliği copy-paste içerik olması. Yani ajanslardan alınan haberler kaynak gösterilerek aynen siteye giriliyor. Özgün bir çalışma yapılmaması, tek sıkıcı unsur. Bir müddet sonra otomatiğe bağlayıp gözüm kapalı haber-veri girmeye başlamıştım. Ama yeni bir karar aldılar artık bazı haberleri kendi yorumlarını katarak yazmaya başladılar o iyi oldu.

Çalışanların bazen haberci kimlikleriyle tüm sinema, tiyatro ve parti gibi etkinliklere ücretsiz girme avantajlarının olması iyi. Geçende Sibel Tüzün'e bu sayede gittim. Zaten mekan sahipleri reklamlarının yapılması ve etkinliklerin haber olarak girilmesi karşılığında onlara bu imkanları tanıyor. Sitenin şehir sayfalarında mekanları tanıtmak için yeni açılan yerlere gidip değişik tatlar denemek "gurmelik" yapmak da onlar için güzel.


İlginç bir deneyimdi. Yemek ve servis hizmetlerinden de yararlandım. Onlara kalsa daha devam ettirirler miydi bilemiyorum ama ben üniversite bahar dönemim başlayacağı için şirketten ayrılmak durumunda kaldım. Zaten öğrenmem gerektiği kadarını öğrendim gerisi boşa yorgunluk olurdu. Artık dinlenme vakti...


foto

Blog DirectoryAdd to Technorati FavoritesSubscribe to me on FriendFeed

İLETİŞİM: rahatyazar@hotmail.com BLOGGER 2008

tıkla sayfamda YUKARI GİT