30 Ağustos 2009 Pazar

rahatyazar yeni sezon tanıtım fragmanı

video

29 Ağustos 2009 Cumartesi

rahatyazar yeni sezona girerken...

"1 sene önce bu tarihlerde ahmet01 alan adı ile blogger adresi almıştım. Sonra aralık ayında gizli olsam çok daha iyi ve rahat yazarım diyerek bu adrese geçtim."

Bu hikayeyi biliyorsunuz zaten, hatta kendimi övüyormuşcasına anlatmama sinir olanlar var biliyorum.
Geçen 1 senede bu blog için ne çalışmalar yaptığımı kısaca maddelemek istiyorum. Ocak ayında hürriyette haber oldum. Bu olayla hayatımda çoğu şey değişti. 2009 senesinin nasıl geçeceği bu olaya bağlı olarak gelişti diyebilirim.


Haber olduktan sonra Gazeversite.com adresi yayına girmeden bana yazarlık teklifi geldi. Başta ciddiye almamıştım ama site yayına girince iyi ki o kadroda yer almışım dedim.

Bunun dışında o arada PDFdergi adlı internet sitesi benimle rahatyazar blogu hakkında röportaj yaptı. Gerçek anlamda verdiğim ilk resmi röportajdı. (bkz: ilk röportajım )

Gazeversite için haftalık köşe yazıları hazırlarken ünlülerle röportaj yapma fikri doğdu. Genelde mail yolu ile röportaj yapılırken ben ilk kez bir ünlü ile bağlantı kurarak onun stüdyosuna davet edildim. Daha piyasaya çıkmamış albümler ve projeler hakkında bilgilendim.
O gün benim için farklı bir gündü. (bkz. Ertaç ARBAY röportajı )



Daha sonra Yıldız ASYALI ile tanıştım. O da siteye röportaj vermeyi kabul etti. Röportaj öncesi friendfeed adlı sitede anket yaptım. Anketteki sert soruları bile Asyalı çekinmeden yanıtladı.




Sadece ünlüler değil, blogger arkadaşlarla da röportaj yaptım. Sıradışı hayatlarını ve bloglarını bana anlattılar. ( bkz. BLOGGER röportajları )
En önemlisi başta kendi günlüğümü tuttum. (bkz. GÜNLÜK ) Arkadaşlarımla gittiğim partileri, festivalleri ve konserleri yazdım. Mayıs ayında blog ödülleri törenine bile gittim. Orada diğer blogger arkadaşlarla tanıştım. Ülkemizde blog yazarlığı kavramının geliştiğine şahit oldum ve buna sevindim. Kaliteli bir organizasyondu. Seneye kazanamayacağımı bilsem de blog ödüllerine gene adaylığımı koyacağım!

Sayfamda ağırlıklı olarak eleştri tarzı fikir yazıları yayınladım. Bu yazıları burada rahatça yazdım. Yazılarım yüzünden bazı arkadaşlarla darıldım. Hatta sırf biriyle kavga etmek için özel yazı yazmıştım. Sonra gene yazarak ya da yazdığım yazıyı düzenleyerek o kişi ile barıştım. ( kavga sebebi örnek yazım BURADA )

Tüm bunları yoğun ders tempom arasına sığdırabilmişim. Şimdi bakınca 1 sene içinde çok şey yaşadığımı görüyorum. Blogum ve sosyal ağlar sayesinde değişik insanları tanımış oldum. Sanalda olsa da çoğunun hayatıma girdiğini düşünüyorum. Reelde tesadüf tanıştıklarım da oldu. ( Müzik ve sinema üzerine yazan, ayrıca birçok konuda görüşünü aldığım Fatih , kendi farklı tarzı ile blog alemine hızlı bir giriş yapan RFKstyle gibi... )

En ilginci: Facebook ya da mail yolu ile bana ulaşıp blogumu tesadüf bulduğunu söyleyen yorumcular... Benden yaşça büyük biri "Ooo genç yazar arkadaşım." diye bana facebooktan mesaj atmıştı. Tanınmış bir köşe yazarının arkadaşı benimle görüşmüştü. Daha önceki yazımda bahsettiğim sırf 15-18 yaş grubu değil yaşça büyüklerim de benimle irtibata geçti aslında:))

Herkese, okuyan, okumayan, okumadığını söyleyip çaktırmadan takip eden, tanıdık tanımadık hepinize bu 1 yıl için teşekkürler...

Yeni sezonda çok büyük sürprizler var. Sürprizlerden ilki eylülün başında gerçekleşecek. Hazırlıkları tamamladım. Uzun zamandır hayalini kurduğum profesyonel fotoğraf makinesi ve kayıt cihazı gibi tüm araç-gereçleri nihayet edindim.

Blog daha ciddi bir içeriğe kavuşacak, haber niteliği taşıyan olaylara yer verilecek...

Glitter Graphics

21 Ağustos 2009 Cuma

Kreativ Blogger olmuşum...

Yejades's World blogunun yazarı şurada beni ödüllendirmiş. Yukarıdaki rahatyazar logosunu düzenleyen RFKstyle blogunun yazarı arkadaşım da bu ödülü bana layık gördü. Teşekkürler...

Kural gereği sevdiğim 7 şeyi yazacakmışım.
1-İnternette gezinip, sosyal ağlarda takılmak,
2-İstanbul'da gezinip, farklı ortamlarda takılmak,
3-Spora gidip, rahatlayıp sonra KFC'de doyana kadar tıkınmak,
4-Farklı insanları tanıyıp, özellikle onların hayat hikayelerini dinlemek,
5-Bir işe başlarken başarılı olmaya programlanıp, sonuç güzel gelirse sevinmek,
6-Radyoyu açıp, sevilen parça çıkarsa coşmak,
7-Bu postu görev gibi yazıp, yorum gelirse havalanmak.

Bir diğer kural, kendi sevdiğim bloglara da bu ödülü verebilirmişim. Ben de bu ödülü NilErtürk'e, Missi Pipi'ye, cesetizleri'ne ve efecan'a paslıyorum.
Ödülü pasladıklarım, mime cevap vermek istemezlerse de en azından benden ödül aldıklarını bloglarında link vererek belirtsinler isterim.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

çocuk muamelesi ve a-sosyal ağlar


Üniversite hayatım bitiyor ama 90'lıyım diye bana yapılan "ayyy çok ufaksın sen!" muhabbetleri hala bitmiyor.

Sosyal ağlarda takılmayı seviyorum. Bunlardan biri olan Friendfeed adlı paylaşım sitesinde birçok grup var. Likefind adlı türlü geyiklerin döndüğü ve sözde birbirini tanıyan tiplerin olduğu bir gruba davet edilmiştim. Dün gece, öylesine geyik grubun amacını sorgulayan bir post girdim. Cevaplar gelmeye başladı. Sonra kendimi tanıtayım yaş/iş/semt yazayım dedim. Yaşımı yazmaz olsaydım! "Bu sorumluluğu alamayız bize göre çok ufaksın, zaten biz çoğumuz gerçekte birbirimizi tanıyoruz." dediler. Kendimi fena dışlanmış hissettim. Kendi kararımla grubu terk ettim.

En geyik bir diğer olay friendfeed'in 'en yakışıklı erkeği seçiyoruz' grubu. Baktım ciddi ciddi foto ekliyorlar, ben de katıldım. (resimler BURADA ) En genç olmam belki bu yarışmada işe yarar. İyi ki 18+ kategorisine girebiliyorum da katılabildim :)

Bu yaş olayından çok sıkıldım. Blogumu da sezon finalinde farz edin. Eylül gibi, yepyeni bir tema ve daha olgun içerikle gene bu adreste olacağım.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

hayatları değiştiren felaket (17.08.1999)

17 ağustos... O gün binlerce insanın yaşamı sona erdi. Sona eren yaşamlar geride yalnız kalan insanlar bıraktı. Çoğunun hayatı değişti. Bazıları hayatlarına ülkemizin başka bölgelerinde devam etme kararı aldı. Çünkü, evleri hasar gören hatta yerle bir olanlar vardı.

Biz de o dönem Kocaeli'nde oturuyorduk. O tarihte başka bir bölgede tatilde olduğumuzdan depremi o büyük şiddetinde hissetmedik. Ailem sarsıntıyı duydu ama ben derin uykuda olduğumdan hiçbir şey hissetmedim. Kalktığımda ellerinde yorgan, gecelik pijamalarla kendini sokağa atan insanlar görmüştüm. Herkesin gözlerinde korku. Belki de o tarihe kadar depremin ne olduğunu bilmeyen insanlar ülkemizin acı gerçeğiyle tanışmıştı.

Deprem sonrası İstanbul'a anneannemin yanına geldik. Evimiz büyük hasar görmedi ama güçlendirilmesi için tadilata girdi. Bir dönem anneannemde kalıp, sonra kiraya çıktık. Ben 4. sınıftan itibaren İstanbul'da okumaya başladım. Daha önce İstanbul'da yaşama planımız bir hayalden ibaretti. Anne tarafım İstanbul'da yaşıyordu ama babamın işi gereği Kocaeli-Değirmendere beldesindeydik.

Babamın bir iş arkadaşı ve onun oğlu depremde hayatını kaybetti. Karısı ve kızı aynı evin enkazından sağ salim çıkmıştı. En acısı Adapazarı'nda yaşayan halam ve evlilik hazırlığı yapan oğlu yaşamını yitirdi. Babam ve amcamlar enkaz kaldırma çalışmalarına gitti. Cesetleri bile bulunamadı. Bulunan kemik parçalarının onlara ait olduğunu bilezik gibi şeylere bakarak anlamışlar... Halamın evli olan kızı kurtuldu. Onların evine birşey olmamıştı. Evlenmemiş olsaydı ya da o gün annesinde kalsaydı o da ölebilirdi.



Bu tarihi unutmamız mümkün değil. Benim eğitim hayatım, hangi okula gideceğim, nerede yaşayacağım, kimlerle tanışacağım hepsi bu olayla bağlantılı gelişti. Birkaç sene daha çalışan babam erken emekli oldu, burada ev aldı ve temelli İstanbul'da kaldık... Deprem olmasa İstanbul'da yaşamayacaktım. Bu belki benim için iyi yönü. Geri gelmeyecek olan kaybettiklerimiz ve parçalanan hayatlar en acı yönü. İstanbul'da da deprem tehlikesi varmış. Boşuna konuşmasınlar! Madem tehlike var 1999 için de aynı paniği yapsalardı. Bizim ülke bir olay olduktan sonra tartışmasını yapmaya bayılır. Giden gider, ölen ölür... Herkes yap-saydık, et-seydik n'olurdu? tartışmasına girer. Büyük risk varsa şimdiden başlasınlar önlemlere sonra ağlamayalım. Haberlerde 10 yıl önce zarar gören hayatları gösterip daha da sinir bozuyor, insanları karamsarlığa sürüklüyorlar. Haber izlemeyi de bıraktım zaten...

15 Ağustos 2009 Cumartesi

ufaklıktaki utandıran laflar...

6-7 yaşlarımdaydım sanırım. Aniden garip laflar edebiliyordum. Şu an düşününce hatırlayıp utandığım olaylar var. Şimdi olsa asla söyleyemeyeceğim şeyleri söylemişim. Ufaklık işte...


Bir yılbaşı gecesiydi. O zamanlar İstanbul'da oturmuyorduk ve yeni yıla İstanbul'da bir akraba evinde eş-dostla girecektik. İstanbul'a anneanneme kalmaya gelmiştik. Neşeli yılbaşı gecesi sona erdiğinde herkes evlerine dağılıyordu. Biz de anneanneme gidecektik doğal olarak... Kendi evimiz tadilattaydı ve biz uzun zamandır anneannemde kalıyorduk. Akrabamız ısrar etti. "aa rahatyazar ve anneannesi burada kalsın!" dedi. Annem ve babam gerek olmadığını düşünüyordu. Ben o evde de rahat değildim ve gece sonunda halim kalmamıştı. Annem ve babam hazırlanmış çıkmak için beklerken, ben onları utandıran bir laf ettim:
" Gitsin annemler ben gitmiyorum. Hem uzun zamandır yalnız kalmadılar. Başbaşa romantik bir gece geçirsinler!"


Benim o lafım üzerine ikisinin de suratı kızardı, bozardı. Bazı akrabalar tebessüm etti... Neyse işte o gece ben ve anneannem akrabamızda kaldık. Annemle babam anneannemde yalnız-başbaşa geçirdiler geceyi. O anki hallerini unutamam nasıl bir laf ettiysem çocukluk işte. Sayemde güzel bir gece geçirdiler bence:)) Yeni yıla başbaşa girmiş oldular. O sene gerçekten çok rahatsızdılar. Aylarca anneannemde yaşamak zorundaydık. Ana da olsa olmuyor, herkesin bir düzeni var sonra zaten ayrı eve kiraya çıkmıştık. Sarfettiğim cümle, geceye damgasını vurmuştu. O yaşta bir çocuğun ağzından öyle bir laf çıkması garipti tabi...

Bir yaz akşamıydı. Tanıdıklarla yenen akşam yemeğinde soframıza davetsiz bir misafir katıldı. Bu misafir sitemizdeki marketin sahibiydi. Annem yemekleri getirmişti ama halen mutfakta oyalanıyordu. O zamanki tabirimle "bakkal amca" balkon demirlerine yaslandı ve sofraya bakarak: "Ooo bak ne hamarat annen var. Gene muhteşem yemekler hazırlamış, annenin kıymetini bil." Masada babam da vardı ama adam daha devam ediyor iltifata, neredeyse anneme kur yapacak. Ben sonunda dedim: "Bu kadar lafı o yokken söylüyorsun, devamını annem gelince onun yüzüne söyle istersen..." Derin bir sessizlik oldu adam birşeyler daha söyledi gitti. Dakikalar sonra annem masaya oturdu. O kadar çok utanmış ki zaten benim o lafım yüzünden içeride özellikle oyalanmış masaya gelmemek için. Sonradan düşününce ben de utandım.
Çocukluk işte. Bu iki olay, ufaklıkta düşünmeden söylenen ani lafların insanları utandırabileceğine iyi örnek...

11 Ağustos 2009 Salı

olgun insan...

Bu konu her zaman karşıma çıkıyor. Olgun olmak ve çocuk kalmak arasında ince bir çizgi olduğunu düşünsem de bu çizginin yaşanan ana göre değiştiğini biliyorum. Öyle anlar geliyor ki çocukça düşünmek daha mantıklı geliyor bana.

Bence olgun insan, kendini bilen insandır. Sınırlarını, zaaflarını kısacası tüm duygularını kontrol edebilen insandır. Yeterli olgunluğa erişememiş kişiler, daima bazı konularda aşırıya kaçarlar. Çünkü birtakım duygular yerine oturmamıştır. Bu yüzden zaten tüm taşkınlıkları biz gençler yapar. "Büyükler de yapıyor." derseniz o büyükler olgunlaşamayanlar kategorisindeler...

Karakterimin sağlam olduğunu zannetsem de ileride birçok konuya daha farklı yaklaşabileceğimi düşünüyorum. Bundan dolayı 'olgunum' demiyorum. Benden büyük olup da halen daha 16 yaş beyniyle hareket eden insanlar var biliyorum.

Olgun insan, hayal aleminde gezmez. Daha gerçekçidir ve mantığıyla hareket eder. Bu yaşta duygular ön planda olsa da ben çoğu zaman mantıksal düşünürüm. Yaptıklarımın açabileceği sonuçları düşünmeden bir şeyi yapmaya kalkışmam. Şimdi, mesela benim hayallerim ön planda. Hayallerimin azaldığı ve yaşanmışlıklarımın arttığı hatta bu yaşanmışlıklarımdan dersler çıkardığım zaman 'olgunlaştım!' diyeceğim....

10 Ağustos 2009 Pazartesi

ajda'lı gece...

Cumartesi gecesi Turkcell Kuruçeşme Arena'daydım.

Her gittiğim yeri burada anlatmaktan hoşlanmıyorum ama bu geceyi yazmadan da olmazdı. Ajda elbise provasında burktuğu ayağına rağmen sahnede coştu. Eski yeni şarkılarıyla güzel bir gece yaşattı. Ugg denilen botlarla ayağındaki alçıyı kamufle etmişti.



İlk pembe elbiseyle çıktığı sahneye, konserin 2. yarısında yandaki ışıltılı elbiseyle devam etti. Serdar'dan aldığı "resim" adlı parça ile açılış yapıldı. Dansçıların ellerinde çerçeve ile oluşturduğu koreografi görülmeye değerdi.

Konseri sahne önünde köşe kısımda izledim. Uzun boyla insanların önüne geçmeye çekinsem de böyle organizasyonlarda benim için avantaj olduğunu hissediyorum. Sırf konseri izlerkenki rahatlık değil ayrıca beni tanıyanların o anda beni görmemelerine imkan yok, arayan buluyor:) Konserde rastladığım arkadaşlar oldu bu yüzden. Alan büyük olunca bir kısmı ile yan yana gelemedik. Açık hava olmasına rağmen iç içe-kalabalık olmamız hava sıcaklığını daha da yoğun hissettirdi.
not: En beğendiğim şarkısını BURADAN indirebilirsiniz. ( Limitli paylaşım-ilk 10 kişi bu şansı elde edecek!)

video

06 Ağustos 2009 Perşembe

foto: banklarda dinlenirken ben...

Caddede, stajda, okulda az oturmamışım banklarda... Albümlerimi karıştırırken rastladığım banklı fotoğraflarımı paylaşmak istedim.

03 Ağustos 2009 Pazartesi

trueblue'da haftasonu havuz keyfi ve pop müzik ritmleri...

Haftasonu ne yapacağım diye düşünmeme fırsat kalmadan cep telefonuma mesaj geldi!

Fenerbahçe-mekan: Trueblue-malibu party davetiyesi kazanmışım. Çoğu arkadaşım İstanbul dışında olduğu için çaresiz annemi ve ablamı alıp bu partiye katıldım. Parti denilen şey Dj müzikten ibaret olsa da güzeldi. Tatil moduna geç de olsa girebildim:) Staj, fabrika falan derken bu sezon hiç tatil keyfi yapamamıştım. Suya girdim nihayet...

Bol bol yüzdüm. Denize girebilirdim ama bulanık göründü gözüme. Havuza girdim sadece...

Dj müzik gene eller havaya tarzıydı. Birkaç yabancı hitten sonra Serdar parçalarına geçildi. Millet coştu tabi. Adam aynı ritm şarkılarla her yaz hit olmayı başarıyor. Sırf kendisi değil diğer ünlülere verdiği parçalarla onların da ününe ün katıyor. Bengü zaten Serdar'ın dişi versiyonu. Öyle ki annem, Bengü'den "iki melek" adlı parça çaldığında "aa bu Serdar değil mi?" diyor. Hayır tabiki sadece söz-müzik:Serdar desem de kulağımız aynı ritme o kadar alışmış ki, annem bir ara söyleyeni de Serdar sanıyordu. Bengü-Serdar sesi karıştı, görünüşleri bile ikisinin benzer-çekik göz uyumu var.

Tüm şarkıları aynı ritm. Hepsi birbirine benziyor. Düşünüyorum da bu adam olmasa ülkemizde doğru düzgün eller havaya şarkısı yapan olmayacak. Bir Demet Akalın var. O da uyanık. Tek şarkıyla (single) çıkıp her sezon milleti oyalıyor. Kendisi, ayrılık sonrası vahh çeken kızlara yönelik şarkılar yapıyor. ( bkz. Toz pembe hayaller vardı, pembesi gitti tozu kaldı. Barışmamız bir mucize. )

Dinlemiyorum diyen yalan söyler çünkü zorunlu olarak bunlar bize dinlettiriliyor. Hatta ilk dinlediğimizde "öyyyk" dediğimiz parçalara kulağımız o kadar alıştırılıyor ki "aa güzel" demeye başlıyoruz.


Fazla mı rahatım? Geçende bir arkadaşım, "Bence kendi resimlerini sayfana koymamalısın." dedi. Ben de "Nasıl olsa kimliğimi açtım resmimi görseler n'olur?" dedim.
Blogumu 12-16 yaş arası daha çok okuyor diye düşünüyordum. Çünkü MSN-rahatyazar mailime sürekli o yaştaki arkadaşlar ekleme yapıyor. Sayfamla ilgili birşey soruyorum çoğu da blogu tam okumadığını söylüyor. Blogumu tam anlamıyla gezmediysen beni niye eklersin? onu da anlamadım! Bunu twitter'da yazdım. İyi ki yazmışım. Sonradan yaşça büyük kişiler bana mesaj atıp: "Ben okuyorum ama dediğin yaş aralığında değilim." tarzında şeyler söylediler, sevindim.

Ben de bilirim derin mevzularda yazmayı ama beni yeni tanıyan kişilere bile blogumla ilgili konu olursa daha onlar sayfama bakmadan diyorum: "Valla geyik bir site, hatta çocuksu tam genç işi! Öyle bir tarz yarattım, ciddiye almayın." Birçoğu da, "Evet beni sarmadı ama değişik bir blog, sonuçta izleyici kitlen oluşmuş." diyor. O kitle yüzünden (bkz: sağ sütun) blogumu kapatmıyorum. Çünkü sıfırdan başlamak zor geliyor.
Neyse ya beğenen okur, bakar beğenmeyen tıklamaz, görmez. Bu yaş muhabbetini yaptıktan sonra 150 kişilik izleyici kısmım 149 olmuş. Birisi yaş aralığı 12-16 dedim diye mi kaçtı acaba?

Uzun bir yazı oldu. Her konuya değindim, rahatladım...

01 Ağustos 2009 Cumartesi

bitmeyen staj ve resimler...

Stajım ayın 14'üne kadar sürecek. Bölümden arkadaşım Burcu ile tesadüfen aynı yerde staj ayarlamışız. O aramızdan erken ayrıldı. 20 gün zorunlu stajını tamamlayıp gitti. Son gün-yine tesadüf-ikimiz de mavi renk giyinmişiz. Ben de bunun üzerine mavi temalı bir fotoğraf çalışması yaptım.
Staj raporu için evrakları karıştırırken...
En zor kısmı rapor hazırlamak. İşletme her bilgiyi de vermiyor. Detaylı maliyet raporları ve iş kazası istatistikleri saklı tutuluyor. Fabrika içinde fotoğraf çekimi yapmak yasak. Anca toplantı odasında şu tarz fotoğraflar çekildik işte...


Bitmeyen molalar... Çay, kahve tüketimi tüm çalışanlar arasında hat safhada! Biz stajyerler de tüketime ortak olduk.
Günler yoğun geçiyor. Sürekli boşta durup, temalı foto çekimlerine harcayacak vaktimiz olduğunu sanmayın. Burcu'nun son günü diye hatıra fotoğrafları çektik. Hatta tüm çalışanlarla da çekildiğimiz bir tane var ama artık onu da bloga katmayalım.

Blog DirectoryAdd to Technorati FavoritesSubscribe to me on FriendFeed

İLETİŞİM: rahatyazar@hotmail.com BLOGGER 2008

tıkla sayfamda YUKARI GİT