04 Aralık 2009 Cuma

Neşeli Hayat filmini gördüğümden beri neşesizim

Yılmaz Erdoğan'ın gösterime giren yeni filmi "Neşeli Hayat", sizi sürekli neşelendiren değil ara sıra güldürüp çoğu zaman içinizi sıkabilen bir film. BKM oyuncularının bu filmde oynadığını görüp, "Kesin çok komik bir film" diye gitmeyin yanılırsınız.


Öncelikle başroldeki Yılmaz Erdoğan'ın ve karısı rolünde izlediğimiz Büşra Pekin'in oyunculuğunu çok beğendiğimi belirteyim. Film boyunca pek sıkılmadım ama çok da heyecanlanıp şaşırmadım. Zaten film sonunda sizi şaşırtacak çok mutlu bir sahne ya da hüzünlü bir an beklemeyin. Alelade bir şekilde yılbaşı akşamında film sona eriyor.

Filmin anlatımı güzel. Gecekondu semtindeki sıradan insanların yaşam mücadelesi. Konu, İstinye Parkta günlüğü 40 TL'ye noel babalık yapan Rıza'nın (Yılmaz Erdoğan) maddi sıkıntıları üzerine yoğunlaşıyor. "Neşeli Hayat" başka bir anlama daha geliyor. Onu burada yazarsam özelliği kalmaz, gidin görün. Genel olarak parasal mesele üzerinde çok durulmuş. Neredeyse filmin yarısı gereken parayı arayıp bulmakla geçiyor. Fakat bunu anlatırken fakir edebiyatı yapmıyor. Mutlu olmaya çabalayan bir adamın hikayesini anlatıyor. Oyuncular başarılı. Yılışık belaltı espri yok. Doğal bir anlatım var. Eleştirmenlerin filmi beğenmesinin nedeni de bu bence. Büyük gişe başarısı yakalanacağını düşünmüyorum. Eleştirmenlerin övgüler yağdırdığı ve festivallerden ödüllerle dönen çoğu film gibi beni çok etkilemeyen bir filmdi. Hıncal Uluç "hayatımda izlediğim en güzel film" tarzında bir yazı yazmış bu film hakkında. Bazı isimleri çok abartıyor. Uluç'un aşırı beğendiği şeyleri ben çok beğenemiyorum zaten.
Yeni yıla doğru sakin dinlendirici bir film arıyorsanız bu filme gidin derim. Aksiyon, heyecan ve sürprizin olmadığı konusu; trajikomik, az masraflı bir yapım...
NOT: Filme arkadaşlarla ders arasında gittik. "Kızlar paramızı geri ver!" diyecek hale geldi. Benim zorumla girmişlerdi bu filme. Ben de eleştirmenlerin gazına geldim. 2012'yi de inat ettim izlemeyeceğim.

28 Kasım 2009 Cumartesi

Pornografik Röportaj Modası

Medya dünyasında, yapılan röportajları ilgi çekici kılmak için yazarlarımız değişik yöntemlere başvuruyor.

Bunun ilk örneğini Hurriyet yazarı Ayşe Arman'ın Hıncal Uluç ile yaptığı cinsellik konulu röportajda görmüştük.

Arman, Hıncal Uluç'a ilk cinsel deneyimini sormuş ve röportaj için onunla böyle sado-mazo polisli kelepçeli fantezileri çağrıştıran fotoğraflar çektirmişti.

Röportajın içeriğine uyabilecek bu pozlar, Uluç'ın anlattıklarından daha çok konuşulmuştu.

Gazete Haberturkte köşe yazıları yazan Helin Avşar, bu tarzdan etkilenmiş olacak ki Taraf yazarı Rasim Ozan Kütahyalı ile HT pazar eki için yaptığı röportaj için sıradışı fotoğraflar çektirmiş. Genel sorular sormasına rağmen sırf konuşulma uğruna röportaj fotoğraflarında baştan çıkaran kadın rolünü üstlenmiş.



Bu karede çizmelerin markasını gözümüze sokmak istemesine bir anlam veremedim.

Bu fotoğrafların devamı gelmemiş. Devamında partnerinin üstünü çıkarması beklenirdi. Sonra odaya geçilirdi....

Sıradaki ünlüyle yapacağı röportajı sabırsızlıkla bekliyorum. Popüler kültürün bir ürünü olan Helin Avşar'dan herhangi bir yazarın göğüs kıllarını okşaması ya da chanel çizmelerini gözümüze sokması dışında daha yaratıcı çalışmalar bekliyoruz.

Aylar önce kendisine facebooktan mesaj atmıştım. Bana röportaj sözü vermişti. O zaman işleri bu kadar yoğun değildi. Bilmiyorum. Düşündüm de şu an bu fotoğrafları gördükten sonra eğer onunla röportaj yapma şansım olsaydı fotoğraflarda bana da Rasim Bey'in rolünü verir miydi?

Helin'in konu ile ilgili basın açıklaması için TIKLA

26 Kasım 2009 Perşembe

Twitter adamı çıldırtır!

Dünyayı kasıp kavuran mikroblog sitesi “twitter” ülkemizi de etkisi altına aldı.
İnsanlar, nerede ve hangi ruh halinde olduğunu duyurmak, kimin ne yaptığını öğrenmek amacı ile bu siteyi kullanıyor. Kısacası “Şu an ne yapıyorsun?” sorusuna sadece 140 karakterle cevap veriliyor. Dilerseniz cep telefonunuzdan da istediğiniz yerden twittera giriş yapabiliyorsunuz.

Ülkemizdeki birçok gazete yazarı, şarkıcı, oyuncu yani tanınmış kim varsa bu sitede geyik yapıyor. Ahmet Hakan, Nazlı Ilıcak gibi yazarlar bu siteyi çok aktif kullanıyor. En son Hülya Avşar da geldi. Gülben Ergen de o anki düşüncelerini paylaşmayı çok seviyor. Geçende şöyle yazmış: “Ben de gazetede twitter analizleri okumaktan sıkıldım. Şaka şakalıktan çıkıp, yargılamaya varıyor ve kişisel yorumlar ekleniyor. Manasız…”

Bence haklı. O zaman yazdıklarına dikkat etmeliler. Ertesi gün söyledikleri saçmasapan bir laf yüzünden gazetede haber olma riski var. Kıvanç Tatlıtuğ ise şöyle demiş: “Bilsem ki gazeteci arkadaşlar takip edecek ve dalga geçecek ona göre yazar çizeriz…” Tatlıtuğ’un ve birçok ünlünün eleştriye tahammülü olmadığını anladık. Buna rağmen halkla bütünleşilen bu tarz sitelere girmekten çekinmiyorlar. “Serbest bölge ama insanlar takip edip eleştiriyor. Hatta dalga geçiyor. Twitter bu nedenle itici geliyor. Sıkıcı…” diyor Tatlıtuğ.

Her yönden sürekli cikcik öten tipleri okumak bir müddet sonra insanı yoruyor. Sitenin sana ne faydası oldu derseniz, o an televizyondaki ilginç bir anı yazan kişi sayesinde bende açıp o programı kaçırmamış oluyorum. En önemlisi ülke ve dünya gündemindeki bir gelişme anında twittera düşebiliyor. Örneğin Michael Jackson’ın ölüm haberini ilk okuyanlardan olmuştum.
Sırf haber almak için değil, reklam yapmak için de bu siteyi tercih ediyorum. Bloguma yazdığım bir yazının linkini twitterda paylaşmamla birlikte anında onlarca kişinin bloguma girdiğini biliyorum. Beni twitterda tesadüf bulup takibe alanlar da oluyor.

Sanatçıların anlık düşünceleri onları daha iyi tanımamızı sağlıyor. Ciddi konular yazan köşe yazarlarının twitterda dedikodu yapması ilginç geliyor. O an bir mekana gidip gördüklerini yazan ünlüler, gizlilik sınırlarını zorluyor.

Sürekli birbirlerine cevap yazan-laf atan ünlüleri okumak bir müddet sonra sıkıcı bir hal alabilir. Çoğu acemi ve siteyi chat ortamı gibi görüyor. Doğal kendi halinde ve sadece düşüncelerini paylaşan samimi insanları takip ettiğiniz takdirde siz de bu siteden keyif alabilirsiniz.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Zeyna'nın özel videosu!

İngiliz Cocker Zeyna'nın günlük yaşamından kesitler bu videoda! En özel fotoğraflardan oluşan bu videoyu ben hazırladım. Tüm fotoğraflar benim tarafımdan çekilmiştir. video

13 Kasım 2009 Cuma

Tunus gezisinden şaşırtan detaylar...


Tunus gezimde 300 küsür fotoğraf çekmişim. Hepsini burada yayınlayamadığımdan aklıma estikçe yenilerini eklemeye çalışıyorum. Yolda giderken mola verdiğimiz bir anda yol kenarında çay demleyip satan bir kadın gördük. Çaydan içmeye çekindik. Kadın, kullanılan bardakların dibinde kalan çayı tekrar demliğe boşaltıyordu. Pek hijyenik gözükmeyen bu durum yüzünden onun çayını içemedik.

Daha sonra gittiğimiz başka bir mekanda Tunus çayını test ettim. Çaydanlığın sadece demlik kısmı kullanılarak hazırlanan bu çayın içine nane yaprakları ve şeker atılıyor. Daha demlenirken şeker atıldığı için, çayı şekersiz isteme gibi bir lüksünüz yok. İçine atılan ve mısıra benzeyen taneler ise sanırım dolma çekirdekleri. Onları da ayrı bir kasede getiriyorlar. Çayın tadının anneannemin yaptığı ıhlamurdan bir farkı yoktu.
Cola, bildiğimiz evrensel markadan. Bir akşam arapça yazılı versiyonu da önüme gelince fotoğrafladım.

Son gece, rehberimiz turdaki kadınların, "Arap müziği dinleyemeyecek miyiz?" demesi üzerine bizi bir kulübe götürmeye karar verdi. Oraya giderken, içeride maskeli balonun yapıldığı bir mekan gördüm.
Mekana kapıdan baktığımda sıradışı kedi kadınlar, cadılar, korsanlar vardı.

Beni görünce poz verdiler.

Gecenin ilerleyen saatlerinde gittiğimiz mekanda arap müziklerini dinleme fırsatı bulduk. Bir adam sahne alıyordu. Şarkılar ağır arabeskti ve "Ya Habibi..." nakaratlarıyla doluydu.





Saat 2'den sonra mekan farklılaşmaya başladı. Tunus pavyonunda olduğumuzu geç anladık. Adamların çoğunlukta olduğu masada bulunan mavi elbiseli kadın, kimseye aldırmadan masanın üstüne çıkıp oynamaya başladı. Onun fotoğrafını çektiğimizi görünce üşenmeyip yanımıza geldi ve makinamı alıp fotoğraflarda nasıl çıktığına baktı.
Genç yaşımda pavyon görmüş oldum. Sağdaki fotoğrafta giydiği transparandan etleri taşan kadını görüyorsunuz. Orkestra elemanları o kadar rahat ki istedikleri anda şarkıyı kesip mola verebiliyor, ya da enstrüman çalarken içkilerini yudumlayabiliyorlar. Tam önümüzde gerçekleşen bu manzaralar "Ben nereye geldim böyle!" dememize neden oldu. Tunus'ta eğlence hayatı böyleymiş. Bir yanda modern gençlerin bulunduğu ve maskeli baloların yapıldığı barlar, bir yanda gece yarısından sonra hareketlenen çılgın arabesk pavyonlar...
Mekan farklılaşınca ve yeteri kadar arap müziği dinleyince, Havana Club'e gittik. Club müziğin en son örnekleri çalıyor, gençler çılgınca dans ediyordu. İçki olarak Tunus şarabını tercih ettik.

Blog DirectoryAdd to Technorati FavoritesSubscribe to me on FriendFeed

  © Blogger template 'A Click Apart' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP